İnsan bazen haksızlığa uğradığında değil, hakkı teslim edilmediğinde yorulur. Çünkü emek görünmez olunca, adalet de sessizce ortadan kaybolur. “Sezar’ın hakkı Sezar’a” sözü tam da bu sessiz kayboluşa karşı söylenmiş eski ama eskimeyen bir cümledir.
Bu söz, yalnızca bir Roma imparatoruna gönderme yapmaz; aslında insanın içindeki adalet terazisine seslenir. Kimin neye hakkı varsa, onu yerli yerine koymayı öğütler. Başarıyı alkışlarken doğru kişiye bakmayı, eleştirirken de sorumluluğu doğru yere yüklemeyi hatırlatır. Çünkü hakkı yanlış kişiye vermek de bir tür haksızlıktır.
Günlük hayatta çoğu zaman kolay olanı seçeriz. Beğenmediğimizi yok sayar, hoşumuza gideni abartırız. Oysa “Sezar’ın hakkı Sezar’a” demek, duygularımızdan bir adım geri çekilip gerçeği kabul etmeyi gerektirir. Sevmesek bile doğruya doğru demek, bize yakışandır.
Belki de bu yüzden bu söz yüzyıllardır yaşamaya devam ediyor. İktidar değişiyor, isimler unutuluyor ama adalet ihtiyacı hiç bitmiyor. Çünkü çağlar geçse de insanın vicdanı hâlâ aynı soruyu soruyor:
Hak gerçekten sahibine mi verildi?



Yorum Bırakın