Masumiyet Müzesi

Masumiyet Müzesi
  • 0
    0
    0
    1
  • Masumiyet müzesi romanı çıktığında ergenlik yıllarında bir lise öğrencisiydim. Çok kitap okuyor, çok düşünüyor, dünyayı ve hayatı anlamaya çalışıyordum. Yaşamın gerçeklerini tam da idrak edememiş bir romantiktim. Bugün de  ‘’iflah olmaz romantik’’ denebilecek biri olabilirim hatta. 


    O zamanlar aşk nedir, takıntı, nedir, Ortadoğulu bir erkek olmak, bu coğrafyada kadın olmak nedir gibi sorunsalları bilmediğimden olsa gerek, Füsun’a çok kırgındım. Bu aşk eğer o isteseydi mutlu sonla bitebilirdi diye. Romanı okuduğumda 15 yaşında olduğum için, masum bir cehalet diyeyim bu düşünceme. Aragon’un ‘’mutlu aşk yoktur’’ derken ne demek istediğini de ancak şimdi, 33 yaşıma vardığımda algılayabiliyorum.


    Hayat iyi bir öğretici. Zaman, iyileştirici değil ama hayattan da iyi bir öğreten. Orhan Pamuk bu kitap yüzünden, Füsun karakteri yüzünden, Kemal yüzünden çok eleştirildi. Şimdi dizi yayınlandıktan sonra tartışmalar doğal olarak yeniden alevlendi. Romanın yayınlandığı 2008 yılından bugüne Türkiye’de çok fazla değişim ve dönüşüm yaşandı. Kadınların toplumsal hayatta görünürlüğü arttıkça ilişki biçimleri ve aşkın tanımı da bu dönüşümden nasibini aldı. Buna tekrar değineceğim ama romanın yayınlandığı yıllara dönersek, birçoğumuz için  bugün korkunç bir karakter olan Kemal ‘’ideal aşık’’ hatta ‘’ideal erkek’’ idi. Bir kadını yıllarca sevmiş, beklemiş, özlemiş, onun dokunduğu eşyaları biriktirmiş hatta o eşyalardan bir müze kurarak aşkını da ölümsüzleştirmiş ama aşkın mutlu sonuna erişememiş talihsiz bir aşıktır.

    Artık okuyan okumayan herkes biliyor Masumiyet Müzesi’nin giriş cümlesini. ‘’Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.’’ Kemal için hayatının en mutlu anı, Füsun’la olduğu, ona dokunduğu, Merhamet Apartmanı’nda onunla ‘’sonuna kadar gittiği’’ andı.Artık bu romanın romantik bir aşk hikayesi olmadığını biliyoruz. İçinde aşk/takıntı dilemmasının olduğu, burjuva bir erkeğin sınıfından kendini ayrıştırmasının hikayesi olduğunu kabullendik. 

    Orhan Pamuk bana göre olağanüstü bir romancı. Kemal - Füsun - Sibel üçgeninde kimseye tam olarak hak vermeyişimiz, ama hikayenin en haksız karakteri olan Kemal’i bu kadar iyi anlamamız, onun karakter ve hikaye yaratmadaki başarısı ve eşsiz bir romancı olmasının, benim nazarımdaki kanıtı. 

    Peki ne oldu da sayesinde aşka inandığımız hikayenin öznesi Kemal’i bugün topa tutuyor, yerden yere vuruyoruz? Bunu toplumsal dönüşümden ve değişen cinsiyet rollerinden bağımsız düşünmek mümkün değil ama; aşkın ne olup ne olmadığını anlamamız şanslıysak 20’li yaşların ortasını, biraz daha az şanslıysak 30’ların başına denk düşüyor. İki insanın birbirini sevip istemesinin aşkı yaşamaya yetmediğini, sınıf gerçeğini, erkeklerin hayattaki her şeyi bir iktidar ve tahakküm alanı olarak görmeleri gibi pek çok değişkenin bir ilişkiye biçim veren asıl şey olduğunu.. Anlıyor insan. Füsun’un ‘’kaprisleri’’ sandığımız beklentilerin derinliğini de keza. 


    Aşkın içinde beklemek, özlemek, takıntı, cinsellik gibi pek çok şey var elbette. Ama bilhassa kadınlar için aslolan anlamak ve anlaşılma isteği. Görülme beklentisi. Kemal içinde olduğu burjuva sınıfıyla bireysel bir çatışmaya girdi. Onlardan daha manalı bir hayat yaşamak istedi. Peki ne yaptı?  Aradığı manayı Füsun’da mı buldu yoksa Füsun’un gençliğine ve güzelliğine mana yükleyip, idealize edip, duygularını yaşamak yerine bedensel hazza sığınarak sevdiği kadını anlamaktan çok uzak bir yerde durarak, bencil bir haz mı duydu yıllar boyunca?

    ‘’Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum’’ diye başlayan roman, Kemal’in ‘’Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım cümlesiyle bitiyor. Demek ki Kemal için aslolan gerçekten mutlu sona varmak ya da aşkı yaşamak değil. Yıllar süren bekleyiş, umut, özlem, ihtimaller ve çaresizlik onu mutlu etmeye yetmiş, Orhan Pamuğun da dediği gibi sınıfına karşı ‘’zafer kazanmış’’ hissini ona vermiştir. Yaşanamayan ilişki, ayrı geçen yıllar ve heba olan onca ihtimalin ardından, hayatını adadığı ‘’aşkın’’ tamamlanmaması ve sevdiği kadının mahvına yol açmış olması, Kemal’in mutluluğunun önünde değildir demek ki. Çünkü Kemal ‘’herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım’’ derken, bunu her şeye rağmen değil, her şeyin sonunda söyler. Aragon bir kez daha haklı çıkar. Mutlu aşk yoktur.


    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.