Advertisement

Kısa Ama Yıkıcı Bir Roman: Geber Aşkım - Ariana Harwicz

Kısa Ama Yıkıcı Bir Roman: Geber Aşkım - Ariana Harwicz
  • 3
    0
    0
    1
  •  

    İlk romanıyla okuru dehşete düşüren yazarlara bayılıyorum. 2018 yılında Booker ödülü için aday olmuş kitaplardan birini okudum ve sevilmekle pek alakası olmayan bu yıkıcı eseri çok sevdim. Çünkü çok gerçekçi bir eserdi. Geber Aşkım’dan önce okuduğum kitap ise Sütçü’ydü. O da aynı yılda aday olmuş ve ödülü kazanmış bir kitap. Bu denk gelişi sonradan fark ettim, ardı ardına kadın yazarlar okurken böyle bir tevafukla karşılaşmak çok hoş.

    Bir kitabın film uyarlaması çıktığında, genellikle aradan zaman geçmeden ne okumayı ne de izlemeyi tercih ederim. Fakat Geber Aşkım’ın konusu o kadar çok ilgimi çekti ki daha fazla karşı koyamadım. Aylar önce sevgili arkadaşım Behiye de kitabı paylaşıp çok sevdiğini belirtince listeme eklemiştim zaten. Neyse, daha fazla bekletmeden kitabı okumak, filmi de izlemek istedim artık. Fakat bu incelemeyi yazmam için çok zaman geçmesi gerekti. Çünkü oldukça kasvetli bir kitap, film de öyleydi. Benim favorim ise kitap oldu tabii ki. 

     

    ‘’Geber Aşkım’’ hakkında yazılması ve konuşulması kolay olmayan kitaplardan biri bence. Bazı kitaplar okuruz, filmler izleriz. Ve onların bazıları mutlu son ile biter. Ama o mutlu son klişesinden sonra neler olduğunu bilemeyiz hiçbir zaman. Mesela gerçekten de mutlu olabildiler mi? ‘’Sonsuza dek mutlu’’ kavramı beni çoğu zaman tatmin etmediği için böyle kitaplar ve filmler de olmamışlık hissi yakamı bırakmaz. Sonu mutsuz, dramatik, muğlak biten yapıtları daha çok seviyorum, çünkü daha gerçek buluyorum. Özellikle ‘’muğlaklık’’ hayatın inişli çıkışlı atmosferini en iyi şekilde yansıtanlardan biri. 

    Kadınlık, annelik ve evlilik hakkında oldukça çarpıcı bir anlatı bu, üstelik karmaşık da. Düz bir zeminde ilerlemiyor olaylar… Doğumdan sonra kendini bulmaya çalışan ama bulamayan bu kadın gibi çok dağınık bir kurguyu barındırıyor bünyesinde. O kasvetin tadını aldıkça dağınıklık da göze batmıyor artık, hatta akışa kapılıp gittim. Kendini bulmaya çalışıyor dedim, evet. Hiçbir ihtiyacına yanıt bulamayan, değer göremeyen ve neredeyse tek başına kalan bir kadının delirmemesi saçma olurdu, bu kadının kendini kaybetmesi o kadar normaldi ki. İçine atılanlar, dışına taşanlar… Tüm tepkileri doğaldı, her anlamda içtendi. Belki de bu sayede sevdim. İçine düştüğü durum ne kadar trajik olursa olsun ben samimiyeti seviyorum. Kocasının kafasını duvarlara sürtüp kıvılcım çıkartma isteği doğurdu bende bu satırlar. Kadını yargılayanları da unutmayalım. Bu kadın deli, çılgın, manyak gibi söylemlerde bulunmak, yaşananları hafife almakla aynı şey benim için. Oh, ne güzel o zaman: Kendi isteği dışında deliliğe sürüklenen kadına deli diyelim ve bu işten sıyrılalım mı yani. Hayır, böyle olmamalı. Bu kadar kolay değil. İşte, yazar da bunun kolay olmadığını anlatıyor. Gözümüzden toz pembeli, kuş cıvıltılı, allı pullu ‘’mutlu son’’ perdesini kaldırıyor ve bizlere gerçek hayatı gösteriyor: Doğanın sessizliği ve vahşiliğiyle birlikte ortalığa dökülen paramparça olma hissi… Kitabı okuduktan birkaç gün sonra da filmi izledim. Eserine sadık bir uyarlama olmuş, kadının uç noktalarda yaşadığı sıkışmışlığı iliklerime kadar hissetmek keyifli bir seyir sunmadı tabii. Ne kitabın ne de filmin böyle bir kaygısı yok zaten. 

     

    Geber Aşkım’ı okumak çok değişik bir deneyimdi, herkese önerebileceğim bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Yine de okuru bol olsun, çünkü kadınların sorunlarına karşı üç maymunu oynamayı tercih eden toplumlarda bu tip kitaplar daha çok öne çıkmalı. Tersine Kitap'ın da emeklerine sağlık, çeviri ve her şey çok güzeldi. 

     


    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.