Marcel Proust ve eserleriyle ilgili okumalar yapmayı çok seviyorum. Çünkü o en sevdiğim yazar. Onunla tanışmadan önce favori yazarım sorulduğunda net bir şey söyleyemezdim. Tanıştığım gün ise cevabım belliydi artık ve o zamandan beri değişmedi hiç.
Daha önce bir dergide Proust’la ilgili yazılarına denk geldiğim Mehmet Rifat’ı ilk kez okuma şerefine eriştim sonunda. İyi ki tanışmışız, kendimden başka bir Proust hayranı gördüğümde uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla özlem gideriyormuşuz gibi hissediyorum; Alain de Botton’un da belirttiği gibi: ‘’Eğer Proust’u seviyorsanız bir başka Proustsever bulmak genellikle akraba bir ruhla karşılaştığınız anlamına gelir.’’
Proust hakkında yazılmış kitapların çoğu yabancı kaynaklardan olduğu için Türk bir yazardan Proustyen evreni konu edinen bir kitap okumak muhteşem bir şey. Yazarın diğer kitapları da elimde, Proust’u anlatanlar yani. Onları da okumak istiyorum bir an önce, ama bu kitaplar bittiğinde de çok üzüleceğimi biliyorum. Keşke onunla alakalı çok daha geniş kaynaklara ulaşma imkânım olsaydı, dilimize çevrilmesini dört gözle beklediğim kitaplar da var. İşte, bu sebeplerden dolayı Fransızca öğrenmeye karar verdim fakat çok yavaş ilerliyorum. O zamana kadar bu kitapları Türkçede görebiliriz umarım. Aslında Fransızca öğrenme motivasyonumu Kayıp Zamanın İzinde’yi ana dilinden okuma merakıma borçluyum. Bu hayalime kavuşur muyum bilmiyorum ama Proustyen evrene düşkünlüğümün beni bu noktaya getirmesi çok hoşuma gidiyor. Sürecin kendisi bile şahane!
Az sayfalı olmasına rağmen Proust hakkında nokta atışlarıyla dolu bir eser. İçindekiler bölümüne göz gezdirdiğimde bile anladım ne kadar güzel bir şey okuyacağımı. Konu başlıkları kadar içerikler de iyiydi. Çoğu daha önceden bildiğim şeylerdi ama aynı bilgilerle donatılmaktan rahatsızlık duymuyorum, tersine benliğimdeki kökleri büyümeye devam ediyor.
Kayıp Zamanın İzinde’yi her anlamda ele alan bir kitap olduğu için dev yapıtla tanışmadan okumak doğru olmayabilir. Proust ile Kayıp Zamanın İzinde sayesinde tanışmıştım; sonra diğer eserleri ve mektupları derken onu ve eserlerini anlatan kitaplara da adım attım ve hâlâ okumaya devam ediyorum. Hepsini bitirdikten sonra bu başyapıta tekrar başlayacağım, çünkü bu olağanüstü edebiyat serüveni tek bir okumayla sınırlı kalmamalı.
Proust Evreni ve Proust’un Yazma Serüveni başlıklarının alt başlıklarında; yazara, yazma sürecine ve başyapıtına dair harika yazılar bulunuyor. Ayrıca kitap içerisinde bir Proust albümü de var, bu fotoğraflara o kadar aşinayım ki onun çok yakın bir dostuymuşum gibi baktım bu albüme. 2022 yılından beri Proust’la ve edebiyatıyla ilgileniyorum, böyle hissetmem pek doğal. Kayıp Zamanın İzinde’ye doğru bir tura da çıktım, serinin ilk ve son kitaplarından birkaç parça şeklinde dozumu aldım. Proust eleştirmenleri kataloğu da var kitapta. Mösyö Proust kısmında ise Proust’un ev işlerine bakan yardımcısı Céleste Albaret karşıladı beni. Daha önceden kendisinin Monsieur Proust adlı kitabını okumuştum, çok sevdiğim bir eserdir. Doğum günümde çok sevdiğim bir arkadaşımın hediye ettiği Marcel Proust portresi sayesinde kitabın kapağı ve anlatıdaki portre incelemesi benim için çok daha anlamlı artık. O incelemeyi yine okumaktan alamadım kendimi.
Proust’a dair daha kapsamlı bir kitap olabilirdi aslında, böyle bir beklentim vardı doğrusu. Fakat söz konusu Proust olduğu için bazı kusurları görmezden gelebildim. Başka bir Proust içeriğimde görüşmek dileğiyle, bu konuda yazmaya doyamıyorum çünkü.


Yorum Bırakın