İnsanlar yastık ile vicdanı birbirine bağlamayı adet edinmiştir. Uyumak için kafanı koyduğun yastık muhasebe masasına dönüyorsa, bil ki vicdanınla aran hâlâ bozuktur.
Vicdan, içeride bir yerde doğuştan gelen bir yazılım. Öyle bir yazılım ki vicdanını kullanıp kullanmamak arasında kaldığında yine kendisine danıştığın şeyin; doğru ile yanlışı bulmaya çalışmanın adıdır o.
Genelde bazılarını "vicdansız" diye tanımlarız. Bu yanlış ve eksik bir tanımdır. Çünkü kişi vicdandan yoksun olduğu için değil, onu duymaya sağırlaştığı ve iradesini o yönde kullandığı için öyle görünür. Peki ya başka şekilde tanımlasak?
Dinlemeyi bilmeyen, kendini dinlemekten ve işitmekten aciz; aslında direkt her şeyiyle aciz insan.
Günü gelince bu aciz insanların kendine ve insanlara söylediği o meşhur cümledir: "Yastığa kafanı koyduğunda rahat uyuyabiliyorsan bu iş tamamdır."
Adama sorarlar: Vicdanını dinleyeceğin yerde dinlemezken, günlük ölümün son anında yatarken ne oldu da hesaplaşmanı vicdanına dahil ettin?
Her kalp bir vicdan taşır ve bu her an devrede olması gereken bir şeydir. O malum anlarda argoca "kontak kapatıp" yapman gereken yerde yapmamanı ya da emin olmadığın eylemlerini uykunla takas etme.
Çünkü uyku, dünyalık olarak sadece uykudur. Yorganı çeker ve ölürsün. Bu şu demek: Ölüm, vicdanın tetikleyicisidir. O halde her an ölümle yaşamayı bilmekten başka çare yok, çıkar da yok.
Eğer varlığından emin olduğun vicdanından eminsen; yastık, sert yastıklara inat yumuşaktır. Eğer o yoksa, yine yumuşaktır.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın