Uzun aralıklarla falan yazıyorum. Erteleme alışkanlığım ve overthinking kraliçeliğim sağ olsun zihnimi ve ruhumu toplayıp bir türlü şu masanın başına geçemedim. Ama artık sormam gerekiyor: Nedir abi bu zihnimdeki yığınlar ya? Gelin, şu açık sekmelere birlikte bakalım.
Evden Çalışma Bir Özgürlük mü, Yoksa Görünmez Bir Hapishane mi?
Benim işim insan. İnsanın olduğu yerde de sorun hiç bitmiyor. Eskiden online çalışmanın nimetlerini saymakla bitiremezdim. Ev konforu, istediğin yerden çalışma özgürlüğü, yolda geçen zamanın sana kalması falan falan ama madalyonun öteki yüzünü anlatsam bu kadarı da hiç mantıklı değil dersiniz.
Eğer bana "10 saat fiziksel iş mi, 10 saat evden çalışma mı?" diye sorsalar, tereddütsüz fiziksel işi seçerim. Çünkü uzaktan ve esnek saatlerle çalışınca evdesin ama aslında değilsin. Bedenin koltuğunda masanın başında ama zihnin evin dışındaki her yerde. Susmayan telefonlar, bitmek bilmeyen mesajlar ve çözüm bekleyen onlarca soru Tam dışarı çıkıyorsun tak bir bildirim:
Şuna bakmış mıydın?
Bu lazımdı...,
Hemen yapabilir misin?
Fiziksel bir kuruma gittiğinde mesai saatin bellidir. Kapıdan çıktığın an sen sadece sensindir. Title'ın, pozisyonun falan tamam bitti ta ki bir sonraki mesai saati başlangıcına kadar. Ama online dünyada işin rengi grileşiyor. Mobbingin sadece ofiste olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz mesela. Dijital dünyada da ayağını kaydırmak isteyen, yöneticiye dert yanan veya arkandan iş çevirenler hep var. Üstelik yüz yüze olmadığın için jest ve mimikleri okuyamıyor, sorunu o an gidip yerinde çözemiyorsun. Ekranın arkasındaki o belirsizlikle savaşmak, gerçek bir insanla mücadele etmekten çok daha yorucu.
Hayatta Kal Modu
Gün içinde yetişmem gereken o kadar çok şey var ki Hiç kapanmayan iş sekmesi bir yanda spor, sosyalleşme, İngilizce kursu ve ek kazanç çabaları diğer yanda. Sürekli bir hayatta kalma modundayım ve bu modu kapatacak o sihirli tuşu her yerde arıyorum.
Üstelik insanın doğasını analiz etmeye alışkın bir zihniniz varsa, çevrenizdeki insanların duygu durumlarını, sahte nezaketlerini veya gizli niyetlerini yakalamak kaçınılmaz oluyor. Sürekli analiz etmek, sürekli birilerini çözmeye çalışmak bir yerden sonra ruhumu tüketiyor. Bazen sadece "İmdat!" diye bağırmak istiyorum.
Kısırdöngü:
Gelecek kaygısı, çaresizlik, ne yapacağını bilememek, düşünmek karar almak ve başa sarmak kısır döngüsünden kurtulamamak..
ve işte kendimi burada bulmam.
28 yaşındayım ve bazen hayatın çok keyifli olduğunu düşünürken, hemen ardından kendimi mi kandırıyorum diye sormadan edemiyorum. Hayatım birkaç yıldır aynı kısırdöngüde: Kışları içe kapanık ve durağan, yazları dışa dönük ve heyecanlı. Bu iklim düzeni bile artık beni yoruyor.
Şimdi soruyorum?
Hayat bir bana mı böyle ya? Ne zaman gerçekten istediğim hayatı yaşayacağım? Sıra bana ve benim gibi bu süreçlerden geçenlere gelebilir mi artık birazda? Biraz da biz şov yapabilir miyiiz? Çünkü benim artık dayanacak gücüm kalmadı da
Teşekkürler.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın