Pencere açıktı.
Gökyüzü de.
Dünya, hiçbirine sığmayacak kadar dardı.
Bir kuş intihar etti şiirin orta yerinde.
Kimse gazetelere yazmadı bunu.
İnsanlar, yalnız insanların ölümünü haber sayar
oysa bazen bir kuşun düşüşü
bir uygarlığın bütün ağırlığını taşır.
Radyatörün soğuk demirine asılı kaldı zamanı.
Bir yaprak eğildi üstüne
sanki Monstera
ilk kez bir ağacın değil
bir vicdanın gölgesi olmak istedi.
Dışarıdaki kaldırım
her zamanki gibi telaşını yürütüyordu.
İçeride ise ölüm
en sessiz harfini seçmişti.
Belki de intihar etmedi o kuş.
Belki yoruldu yalnızca
İnsanın çoğaldığı yerde
gökyüzü eksilir.
Her yeni bina
ufuktan bir cümle çalar.
Her sınır
kanadın hafızasına sürülen pas olur.
Ve her suskunluk
bir serçenin kalbine iliştirilen görünmez bir kurşun.
Ben o kuşa baktım uzun süre.
Sonra kendimi gördüm.
Sürgünlüğün de kanatları vardır
ama hiçbir harita onları çizmez.
İnsan bazen ülkesinden değil
sesinden iltica eder.
Ve en ağır pasaport
kendi adını her gün yeniden taşımaktır.
O kuşun başı aşağıdaydı.
Benim yüzüm yukarı.
İkimiz de aynı soruyu soruyorduk Tanrı’ya
“Yaşamak, neden bazen uçmaktan daha yorucu?”
Bir yaprak örtmedi üstünü.
Bir çocuk ağlamadı ardından.
Hiçbir şair
şiirini yarıda kesmedi onun için.
Ben kestim.
Biliyorum, bazı ölümler mezar istemez
yalnızca hatırlanacak bir sessizlik ister.
Ve şimdi daha biliyorum
Bir kuş ölünce
gökyüzü biraz daha yetim kalıyor.
Bir insan susunca
yeryüzü biraz daha kararıyor.
Ve şiir…
Şiir, bazen yalnızca
ölü bir kuşun yanında eğilen tek canlı yapraktır.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın