Aldatan ve Aldatılan: Haluk Levent'e Güvenmenin Bedeli

Aldatan ve Aldatılan: Haluk Levent'e Güvenmenin Bedeli
0 Beğen
0 Yorum

Aldatma, bir söz veya bir hareketle bir kimseyi veya bir topluluğu kandırmak. Aldatma için önce bir aldatılan ve sonra da işi yapan bir aldatan gerek. Biri olmadan diğerinin olması da aldatma denen olayın gerçekleşmesi de mümkün değil. Aldatma gerçekleşince, bir taraf kâr öbür taraf zarar ediyor. Bir taraf, yani aldatan, başkalarını kandırması sonucu maddi veya manevi kazanımlar elde ediyor. Öteki taraf, yani aldatılan(lar), kandırılarak aşağılanmalarının yanında başka birtakım şeyleri de kaybedebiliyor. Fakat bu kâr ve zarar, elbette yalnızca kısa vadede ortaya çıkıp etkilerini gösterebilen şeyler olarak kalıyor. Bunun nedeni de aldatmanın doğasında saklı: aldatma, ancak üzerindeki perde -maske de diyebiliriz- kaldırılınca hakiki anlamına kavuşuyor. Bu perde kaldırılmadığı sürece aldatmanın gerçekten, algının olgudan ayrılan hiçbir özelliği bulunmuyor.

Bu yazıyı yazdığım esnada ünlü sanatçı Haluk Levent, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında "Dernekler Kanunu'na muhalefet", "Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" ve "Örgüt üyeliği" suçlamalarıyla gözaltına alınalı neredeyse 1 hafta, hakkında tutuklanma kararı verileli ise 2 gün olmuş oluyor. Levent’in yanı sıra ünlü fenomen Oğuzhan Uğur da dün itibariyle Ahbap soruşturmasının ikinci dalgasında gözaltına alınmış bulunuyor. Tüm bu sürecin medya üzerindeki yansımaları ve hukuk, adalet, toplumsal güven gibi konular hakkında bize neler söyleyebileceği üzerine dönen tartışmalar için bir katkı olsun diye bu yazıyı yazmak istedim. Umarım bu yazıyla mevcut tartışmalara elimden geldiğince bir boyut katmayı başarabilirim.

 

Bölünmüş Bir Kişilik: Haluk Levent

Başlangıçta aldatma kavramının, aldatılan ve aldatan unsurlarından oluştuğunu söylemiştim. Konumuz özelinde, savcılığın iddiasına göre, aldatan Haluk Levent oluyor. Levent, geçmişinde karşılıksız çek – senet davalarıyla ve suçlu bulunup hapse girmesiyle bilinen bir sanatçı olarak; Ahbap Derneği’nin 2021 orman yangınları ve 6 Şubat 2023 depreminde yaptığı yardımlar ve gösterdiği özveriye liderlik etmesiyle belli bir kesimin gözünde itibarını yeniden kazanmıştı. Bu yardımseverlik, Haluk Levent’in çeşitli anketlerde Türkiye’nin en güvenilir birkaç kişisinden birisi olarak çıkmasına kadar etkili oldu. Levent 2023 yılında iyilik meleğine dönüşmesiyle özellikle muhalif kitlelerde ileride bir devlet bakanı olarak görev alması gereken yetkinlikte, saygınlıkta bir insan olarak görülmeye başladı. Fakat bu yalnızca belli bir kesim için geçerli bir düşünceydi.  Bir başka kitlenin gözünde Haluk Levent; sahtekâr ve dolandırıcı olmaktan kurtulamadığı gibi şimdi bir de “devlete kafa tutar” olmuştu. Deprem dönemi AFAD ve Kızılay gibi kurumlardan rol çaldığı, kendi reklamını yapma kaygısını depremzedelere yardım götürme amacından önde tuttuğu gibi ithamlarla karşılaştı. Geleneksel medyada Haluk Levent’e karşı bu olumsuz görüş hakimken, sosyal medyada özellikle gençlerin takip ettiği fenomenlerin de Ahbap’ı ve çalışmalarını övmesi sonucu Levent için pozitif bir düşünce iklimi hakimdi diyebiliriz.

Bu dönem boyunca Haluk Levent, özellikle sosyal medyada sesi gür çıkan, muhalif bir kitlenin iktidarla hesaplaşmasında araçsallaştırılmak istendi. Fakat Levent bunun hep önüne geçmek istedi. Defalarca ve bulduğu her fırsatta devletin deprem bölgesinde çok etkin ve yeter bir vaziyette bulunduğunu, sorumlu görevlilerin süreci en doğru şekilde yönettiğini açıkladı. Devletle karşı karşıya getirilmek istendiğini bile söyledi. Siyasi polemiklerin içine girmek istemediğini söyledi. Fakat nafile. Haluk Levent iktidar destekçisi veya muhalif olsun, birbirinden nefret eden iki kitlenin bir hesaplaşma yürütmesi için kullanışlı bir araç olmuştu bile. Bu hesaplaşma, kendimi de dahil ederek söylüyorum, hepimizi gerçekten uzaklaştırdı. Algıların, olgunun önüne geçmesine sebep oldu. Kimimiz geçmişi karanlık bir adamı iyilik meleği yapıp koşulsuz güven besledik, kimimizse onu devleti yıkmaya çalışan karanlık bir güç olarak gördük ve nefret ettik. Gerçekteyse bu ikisinin de doğru olması asla mümkün değildi. İkisinden hangisinin ne kadar doğru olduğunu belki bu soruşturma sonucu görülecek davada anlayabileceğiz. Bu cümledeki “belki” kelimesinin içinde taşıdığı anlamın ne kadar umutlu ne kadar umutsuz olduğunuysa okuyucuya bırakıyorum.

 

Peki Ya Destek Verenler?

Sosyal medyada özellikle iktidar destekçisi olduğu açık gazeteciler ve sosyal medya hesapları Haluk Levent’in gözaltına alınması sonrası, kendisine deprem dönemi destek veren veya yaptıklarını takdir eden muhalif isimleri hedef almaya başladı. Bu düşünceye göre Haluk Levent’i “parlatan” muhalifler, kendisinin o dönem vatandaştan topladığı paraların Levent’in kötü emelleri için kullanmasının ortağı durumundalar. Dolayısıyla vatandaştan özür dilemeleri gerek. Buna asla katılmıyorum. Bu yüzden özür dilenmesi için ortada bir sebep görmüyorum. Çünkü Levent hakkındaki dava henüz görülmedi. Haluk Levent hakkındaki iddialar karşısında mahkemeye çıkmadı. İddianame veya basına yansıyan iddialar çok güçlü olabilir. Fakat ortada hala resmi ve hukuki olarak suçlu bulunmamış bir adam var. Dolayısıyla “Haluk Levent hepinizi kandırmış, ben de zamanında onu desteklemiş ve bana güvenen insanları Ahbap’a yardım etmeleri konusunda yönlendirmiştim, özür diliyorum” şeklinde bir öz eleştiri yapılması için sebep görmüyorum. Fakat bu, kendini aydın, gazeteci, yazar, sanatçı, fenomen velhasıl topluma seslenen ve sesi toplum tarafından sahiplenen kimselerin bu olaydan bir çıkarım yapmalarına engel değil. Bu olay da gösterdi ki kendimiz dışında kimsenin iradesine kefil olmamamız gerek. Hele hele geçmişi karanlık bir adamın iyilik meleği olduğuna dair toplumu ikna etme işine girişmeden evvel iki kere düşünmeliyiz. Yoksa kendimizi bu şekilde “sakıncalı” pozisyonlara sokma ihtimalimiz var. Haluk Levent suçsuz da bulunsa, o dönem ona destek verenlerin motivasyonu olan “muhalif” önder imajını doldurmaktan kaçarak zaten birçok insanın güveninin boşuna çıkmasında ona destek verenlerin payı var. Suçlu bulunursa işleri daha da zor olacak.

 

Peki Ya Yargı?

Haluk Levent gözaltına alındıktan sonra, geçmişte yaptığı açıklamalar kadar ona destek olanların söyledikleri de bir anda sanki tek bir merkezden çıkma gibi paylaşılmaya başlandı. Sosyal medyada 2023 deprem döneminde kendisine destek veren veya beraber hareket ediyormuş gibi gözüken herkes hedef tahtasına kondu. Bu hedef tahtasındaki en önemli isim de kuşkusuz Oğuzhan Uğur’du. Çünkü Oğuzhan Uğur tıpkı Haluk Levent gibi deprem döneminde birçok insanın sevgisini ve saygısını kazansa da belli bir kitle için de “devlete kafa tutan” adam olmuştu. Tabiri caizse haddini aşmıştı. Ve dün gözaltına alınmasıyla birlikte bu şekilde düşünen insanların gönlü bir nebze olsun ferahlamış olabilir. Devletin Uğur’a hak ettiği cezayı vereceğine de canı gönülden inanıyor olabilirler. Lakin burada yanlış giden bir şeyler olduğunu düşünüyorum. Bunu da Oğuzhan Uğur’un masum olup olmamasıyla alakalı olarak söylemiyorum.

Oğuzhan Uğur hakkında paylaşımlar çıkmaya başlayınca kendisinin başına bir şeyler gelebileceğini sezgi düzeyinde de olsa hisseden tek kişi olmadığımı düşünüyorum. Bu, işin bir kısmı. Adaletin sosyal medyadan dağıtıldığı olayların önümüze çokça gelmesinden dolayı belki de bir ön yargı, bu gibi olaylar karşısında geliştirdiğim(iz) bir tutum. Fakat bunun ötesinde, bir de Oğuzhan Uğur’un Haluk Levent dışında, örneğin Afgan mülteciler, Filistin meselesi hakkında söyledikleri de paylaşılıyorsa… Üstüne bir de geçmişte oldukça tepki çeken küfürlü ve müstehcen ifadeler içeren konuşmaları sanki tek bir merkezden çıkmışa benzer paylaşımlarla tekrar gündeme getiriliyorsa, azıcık dijital medya okuryazarlığı bilen birisi olarak, bu işi yalnızca hukuki bir operasyon çerçevesinde ele almam engellenir. Burada çok ciddi bir itibar suikastı ile başlayan bir “medya operasyonu” görürüm en başta. Hukuki operasyon sonrasında gelir. Oğuzhan Uğur’a önce medya operasyonu yapıldı. Bu doğru değildir. Bu insan onuruna yakışmaz. Önce gözaltına alınsa ve sonrasında söz konusu paylaşımların aynısı yapılsa böyle düşünmezdim. Fakat şimdi medya operasyonuyla sanki hukukun çağrıldığını düşünüyorum. Medya operasyonuyla birilerinin devlete Oğuzhan Uğur’u hedef gösterdiğine inanıyorum. Hukuki sürecin sonunda masum olup olmadığını göreceğiz. Fakat gözaltına alınma sürecini bu saydığım sebeplerden ötürü yanlış bulduğumu söylemeliyim.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın