Gece Saat Üç

Gece Saat Üç
0 Beğen
0 Yorum

Gece saat üç.


Dünyanın en yalnız saati.


Hastanelerde makineler konuşuyor.

Mezarlıklarda toprak susuyor.

Bir çocuk ilk nefesini alırken

bir ihtiyar sonuncusunu veriyor.


Ve dünya

hiçbir şey olmamış gibi

dönmeye devam ediyor.


Bunu düşün.


Bir gün sen de öleceksin.


Adını yıllarca taşıyan ağzın

kapanacak.

Bir zamanlar sevdiğin insanların yüzünü okşayan ellerin

taşa benzeyecek.

Bir odada

eşyaların kalacak.


Bir bardak.

Bir gömlek.

Yarım kalmış bir not.


Ve belki de senden sonra

ilk unutulan sen olacaksın.


İnsan, ölümden çok

eşyalarının kendisinden daha sadık olduğunu öğrenince inciniyor.


Çünkü ölüm

yok olmak değildir.


Asıl ölüm

bir gün varlığının

bir sandalye kadar sessizleşmesidir.


Bazen çocukluğumu düşünüyorum.


Koşarak geçtiğim avluyu.

Kapının önünde bekleyen annemi.

Akşam ezanıyla uzayan gölgeleri.


Sonra kendi kendime soruyorum


O çocuk nerede?

O akşam nerede?

Annemin genç sesi

hangi göğün altında kaldı?

Zaman mı aldı onları?


Hayır.


Zaman kimsenin hırsızı değildir.

Zaman

yalnızca geride kalanları taşır.


Öldüren

hayatın ta kendisidir.

Çünkü yaşamak,

biriktirmekten çok

eksilmektir.


Önce süt dişlerin düşer.

Sonra çocukluğun.

Sonra ilk mahallen.

Sonra evin.

Sonra babanın sesi.

Sonra annenin yüzündeki çizgiler çoğalır.

Sonra aynadaki genç adam

bir sabah sessizce çekip gider.

Sonra arkadaşların.

Sonra isimler.

Sonra hatıralar.

Sonra seni sen yapan

her şey.


En sonunda

sana sıra gelir.


Ve dünya

sen doğmadan önce yaptığı şeyi

bir kez daha yapar.

Hiçbir şey olmamış gibi

devam eder.


İşte bu yüzden

kalabalık caddelerde yürürken

bazen ansızın duruyorum.


Herkes bir yere yetişiyor.

Kimse nereye gittiğini bilmiyor.

Kimse

omzunda görünmeyen tabutunu taşıdığını fark etmiyor.

Kimse

içinde usul usul ölen çocuğun sesini dinlemiyor.


Ben duyuyorum.

En çok gece duyuyorum.

Çünkü sessizlik

insanın içindeki en eski dili konuşur.


Ve o çocuk

göğsümün derinliklerinden bana fısıldıyor


Bir gün

son kez gökyüzüne bakacaksın.

Son kez yağmur değecek yüzüne.

Son kez bir kuş

başının üzerinden geçecek.

Son kez bir ağaca yaslanacaksın.

Son kez

sevdiğin birinin adını söyleyeceksin.


Ve bir gün

hiç fark etmeden

birine son kez sarılmış olacaksın.


İnsan

“son kez” denen kelimeyi

ömrü boyunca taşıyamıyor.

Çünkü akıl

ölümü biliyor.

Ama içimizdeki çocuk

ölümsüz olduğuna inanıyor.


Belki de bu yüzden

bazen kimsenin olmadığı bir odada

başımızı eğiyoruz.


Konuşmadan.

Ağlamadan.

Hiçbir şey istemeden.

Sadece oturuyoruz.


Çünkü kalbimiz

nihayet anlamaya başlıyor


Bu dünyada

bize ait sandığımız hiçbir şeyi

yanımızda götüremeyeceğiz.


Annemizin sesini bile.

Çocukluğumuzun kokusunu bile.

Kendi adımızı bile.

Kendi yüzümüzü bile.


Belki de insanlık tarihi

ölümlü olduğunu bilen

ama buna hiçbir zaman gerçekten inanamayan insanların

bitmeyen hikâyesidir.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın