Bir Gün Zengin Olacağım Diye Ölenler

Bir Gün Zengin Olacağım Diye Ölenler
0 Beğen
0 Yorum

Sabah çalar saat.

İnsan, kendisinden önce uyanır.


Bir süre tavana bakar.

Sonra bedenini yataktan kaldırır; çünkü bedenin artık ona ait olmadığını bilir. Bir kısmı kiraya, bir kısmı faturaya, bir kısmı patrona, geri kalanı da yarına satılmıştır.


Kahvesini içer.

Otobüse biner.

Metroya iner.

Kartını okutur.

Ve sistem, insanın gün içindeki ilk zaferini kaydeder:


Bugün de işe geldi.


Ne tuhaf.

İnsana yüzyıllardır özgürlüğün peşinden gitmesi öğretildi. Oysa modern insan özgürlüğü aramak yerine, her sabah işe yetişiyor. Üstelik bunu gönüllü yaptığını sanıyor. Çünkü artık zincirlerin demirden yapılmasına gerek yok.


Bir kredi kartı yeter.

Bir kira sözleşmesi.

Bir telefon taksiti.

Bir otomobil hayali.


Biraz da “bir gün zengin olacağım” masalı.

İşçi artık yalnızca emeğini satmıyor; yarınını da satıyor. Ve en acıklısı şu:


Bunun adına “hayat kurmak” diyor.


Patron sana maaş verir. Sen ona zamanını verirsin. Ama mesele yalnızca sekiz saat değildir. Çünkü insan fabrikaya sekiz saatini götürmez.


Uykusunu götürür.

Gençliğini götürür.

Öfkesini susturur.

Çocuklarını daha az görür.

Sevdiği kadına yorgun döner.


Kendisine ayırabileceği akşamı, hafta sonunu, zihnini, hatta hayallerini bile yavaş yavaş teslim eder. Sonra ay sonunda hesabına para yatar.

Ve insan ekrana bakıp mutlu olur:


“Param geldi.”


Oysa asıl gelen para değildir. Asıl gelen, bir sonraki ayını da satabilme iznidir.


Modern köleliğin en büyük başarısı, köleye zincirlerini sevdirmesidir. Çünkü bugün köleye “kölesin” dersen öfkelenir.


Ona “çalışansın” dersin.

“Profesyonelsin.”

“Kariyer yapıyorsun.”

“Geleceğini kuruyorsun.”

“Bir gün sen de patron olabilirsin.”


İşte kapitalizmin en zarif yalanı burada başlar:


Herkese patron olabileceğini söyleyerek, herkesi işçi olarak tutmak.


Milyonda birinin gerçekleştireceği ihtimali, milyonların sabah alarmına bağlanır. Bir işçi, zengin olacağına inanarak sömürülür. Çünkü açlıkla çalıştırılan insan bir gün başkaldırabilir. Ama umutla çalıştırılan insan, kendini zincirleyen eli öper.


“Çok çalışırsam bir gün ben de zengin olurum.”


Kim öğretti sana bunu?


Ve neden zenginliğin, senin daha fazla çalışmanla başladığına inanıyorsun da başkasının daha az çalışmasıyla bitmediğini hiç sormuyorsun?


Senin sekiz saatin neden onun servetine dönüşüyor?


Senin yorgunluğun neden onun büyüme grafiğinde “başarı” diye görünüyor?


Sen neden ay sonunda aldığın maaşla övünüyorsun da, aynı ay içinde senin emeğinden yaratılan servetin nereye gittiğini merak etmiyorsun? Çünkü sana hesap makinesi verdiler. Ama hesabı sormayı öğretmediler.


Bir gün emekli olacaksın.

Sana bunun da bir ödül olduğunu söyleyecekler.

Kırk yıl çalış.

Sonra biraz dinlen.

Ama kırk yıl boyunca yaşamak yerine neden yalnızca emekli olmayı bekledin?

Neden gençliğini geleceğe ipotek ettin?

Neden hayatını “bir gün” diye başlayan cümlelere gömdün?


Bir gün ev alacağım.

Bir gün arabam olacak.

Bir gün tatile çıkacağım.

Bir gün rahat edeceğim.


Bir gün…


İnsan bazen ölürken bile hâlâ o “bir gün”ün gelmesini bekler.


Ve ölüm, hayatın en büyük işten çıkışıdır.


İhbar süresi yoktur.

Kıdem tazminatı yoktur.

Telafisi yoktur.


Belki de çağımızın en büyük trajedisi insanların fakir olması değildir.


Kendi hayatlarının sahibi olduklarını sanmalarıdır.


Sabah işe giden adam patronundan nefret eder.

Ama patronuna benzeyen bir hayat ister.


Daha büyük ev.

Daha pahalı araba.

Daha yüksek maaş.

Daha fazla tüketim.


Yani efendisinden kurtulmak istemez.


Efendisinin koltuğuna oturmak ister.


Bu yüzden devrim yarım kalır. Çünkü insan bazen zinciri kırmak istemez. Zincirin öbür ucunda kendisini görmek ister.


Ben işçiye “işini bırak” demiyorum.

Çünkü herkesin karnı romantizmle doymaz. Ama şunu soruyorum:


Sen çalışıyor musun, yoksa çalışman gereken hayatı mı yaşıyorsun?


Aradaki farkı bul. Çünkü belki de mesele işe gitmek değildir. Mesele, işten döndüğünde hâlâ kendin olup olmadığındır. Eğer maaşın arttıkça korkuların da artıyorsa, evin büyüdükçe özgürlüğün küçülüyorsa, kazandıkça daha çok borçlanıyorsan, çalıştıkça yaşamaya daha az vaktin kalıyorsa ve bütün bunlara rağmen sana “başarılısın” deniyorsa…


Bir yerde biri sana çok pahalı bir yalan satıyor. Ve sen onu taksitle ödüyorsun.


Her ay.

Her sabah.

Her alarmda.


Ta ki bir gün aynaya bakıp, hayatının tamamını kazanmak uğruna kendini kaybettiğini fark edene kadar. O gün artık patronunun kim olduğu önemli değildir. Çünkü en büyük patron, çoktan kafanın içine yerleşmiştir.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın