Yeşil Sahalardan Yeraltı Sahnelerine: Ali Ece ile #Röportaj

Yeşil Sahalardan Yeraltı Sahnelerine: Ali Ece ile #Röportaj
2 Beğen
1 Yorum

Merhaba değerli Wannart ve Listenary okurları, umarım hepiniz çok iyisinizdir.

Yazılarımla ilgili gönderdiğiniz o güzel mesajlar için röportaja geçmeden hemen önce hepinize teşekkür etmek isterim; o kadar harikasınız ki bu destek üretkenliğimi yükseltiyor :). Beni sorarsanız, ben de gayet iyiyim ve bugün sizi oldukça şaşırtacak bir içerikle buradayım.

Geçtiğimiz günlerde evde oturup 'reels' izleme rekorları kırarken, karşıma Ali Ece'nin müzik üretimlerine dair bir video düştü ve bu durum bende büyük bir merak uyandırdı. Yıllardır televizyon ekranlarından spor yorumcusu kimliğiyle, hatta yer yer o keskin ve hararetli analizleriyle tanıdığımız bir ismin, aslında müzikle ne kadar derin bir bağı olduğunu görmek ezber bozucu bir deneyimdi.

Karşılaştığım bu manzarayı tamamen objektif bir mercekle incelemek istedim ve bu röportajda standart kalıpları bir kenara bırakıp, sadece kendi merak ettiklerimin peşinden gittim. Onun müzik sektörüne, edebiyata ve üretim sürecine dair geliştirdiği mevcut yaklaşımını okurken çok keyif alacağınızı düşünüyorum.

Keyifli okumalar dilerim.

1. Birçok kişi sizi futbol yorumcusu olarak tanıyor ama sizin bir de müzikal tarafınız var. Müzik yolculuğunuz ilk olarak nasıl ve hangi grupların etkisiyle başladı?
Aslında hem çok şanslı hem de çok şanssız bir çocuktum. Şanssız tarafım; nefis blues şarkısı "Born Under a Bad Sign" misali, etrafımda olup bitenlerden çok kötü etkilenerek kekeme olmamdı. 15 yaşıma kadar da bu durum devam etti. Şanslıydım çünkü ailem harikaydı; kekemeliği atlatmam için çok uğraştılar ve müzik bu süreçte benim için müthiş bir iyileştirici oldu.

Evimizde çok zengin bir müzik kültürü vardı. Mehmet dedem musiki sever olmasının yanında çok açık kafalı biriydi. TRT Rock Market’te Pink Floyd’un "Echoes"u çalarken neyiyle eşlik ettiği dün gibi aklımda. Anneannem açık zihinli bir cazseverdi; hatta Beatles plaklarını tek tek havalimanından bizzat o almıştır. Annem ise 60'larda George Harrison’a mektup yazan milyonlarca genç kızdan biriydi. Evde The Beatles efsanesi hep vardı; sonrasında erkek lisesine gidince Rolling Stones ve Led Zeppelin'e, oradan da damardan John Lee Hooker, Muddy Waters ve Johnny Winter ile blues rock'a daldım. Jimi Hendrix’i ilk dinlediğimde müzikal bir uzay boşluğunda kayboldum ve hâlâ tam olarak dönebilmiş değilim.

Kekemelik az sosyalleşmeye, haliyle çok daha fazla müzik dinlemeye yol açıyor. 13 yaşımda dedemin aldığı siyah-beyaz Fender Squier ile gitar serüvenim başladı. Şarkı söylerken kekelemediğimi fark etmek bir dönüm noktasıydı; The Rolling Stones'un "Satisfaction" parçasını takılmadan söylediğimde babaannem sevinçten ağlamıştı. İlerleyen yıllarda Grunge patlaması ve Brit Pop (The Stone Roses, Oasis, Suede, Blur) ile birlikte 90'ların alternatif rock dalgasına kapıldım. Bir yandan The Clash veya Soundgarden dinlerken, diğer yanda Kemal Sunal filmlerinden aşina olduğum Osman İşmen, Moğollar ve Erkin Koray'ın "Hayat Katarı" şarkısındaki bas yürüyüşlerini, groove'ları birbirine akraba gibi görüyordum.

İnternetin olmadığı o yıllarda yeni bir şeyler öğrenmek için Akmar Pasajı'nda Pentagram üyeleri Hakan abi Gür Akad'ın kapısını aşındırarak; Taksim'de Yavuz Çetin ve Batu Mutlugil'in mucizeler yarattığı Blue Blues Band konserlerinde en önde gitar tuşelerini izleyerek kendimi geliştirdim. Çeşitli cover gruplarından sonra "Novaday" ile ilk ciddi beste grubu tecrübemi edindim. Zamanla, Kerem Tansever, Yılma Karatuna ve Tarkan Güveli ile birlikte kendi aramızda Türkçe sözler ve farklı aranjmanlar denemeye başladık ve Saykodelikzade Mahmut Paşa ile Dinar Bandosu'nun temelleri atılmış oldu. 

2. Şarkıların üretim süreçlerinde nelerden ilham alırsınız? Daha doğrusu sizin en güçlü ilham kaynağınız nedir?
Son yıllarda en çok edebiyattan ve kitaplardan ilham alıyorum. Uzun yıllar YKY’de kitap editörlüğü yaptım; Dinar Bandosu adı da zaten Ece Ayhan’ın şiirinden gelir. Güncel projemiz Kantonas'ın adı ise hayatla derdi olan, hem kitap yazıp hem müzik üreten Eric Cantona’dan geliyor.

Örneğin, Kantonas'ın Kadıköy Moda Olmadan Önce parçasının müziği, çocuğumla gittiğim kitabevinin kapanıp Japon anime dükkanına dönüştüğü gece aklıma gelen bir rifften doğdu. Parça La majör girip Mi mixolydian’dan geri döner. Üzerine dedemle Kadıköy maceralarımızı, sahafları, Beatles tişörtü aldığım sokakları düşünerek bir metin yazdım; Vincent Baykal da bunu harika bir vokale dönüştürdü.

Keza solo parçam Fakirenştaynın riffini, Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya kitabını yeniden okurken yazdım. Üretim formülü kitaptaki kuluçlama fantezisine ve sosyal sınıflara (Alfalar, Betalar) dayanıyor; o yüzden açık Sol akortta Re notalarını Mi gibi düşünerek çaldım. Çağrı Sinci ile sokakta kâğıt toplayan bir çocuğun üzerindeki Hayko Cepkin tişörtü üzerine konuşurken şekillendi. Dinar Bandosu'nun Yağmur şarkısı ise Ulus Baker’in Spinoza analizlerini okurken, Spinozacı düşünme tekniği ilhamıyla akorların parçalanıp riff haline getirilmesiyle ortaya çıktı.

3. İlk sahneye çıktığınız yıllardaki heyecanınızla, bugün stüdyoya girip üretim yapma motivasyonunuz arasında nasıl bir fark var?
Bugün kayıt teknolojileri ve DAW'lar çok gelişti. 1972 model kafa amfiyle güncel bir kabin simülatörünü birleştirip ton aramak veya pluginler içinde kaybolmak son derece zevkli. Ancak canlı performansın heyecanı ve organik dinamiği bambaşka.

Eskiden, mesela Barışarock festivalinde gitarı havaya atmak veya seyirciye anlık bir heyecanla pedal hediye etmek gibi gençlik şovlarım vardı. Şimdi sahnede kafamı kaldırmadan çalıyorum; çünkü müzikal altyapılarımız, Dinar Bandosu'nda özellikle, sürekli metronom saymamı gerektiren karmaşık trafiklere ve zor rifflere sahip. Robert Fripp gibi sürekli tetikte olmam gerekiyor. Kayıt mı sahne mi derseniz; bence en ideali konseri hücum kayıt olarak alıp gerekirse üzerine ufak dokunuşlar yapmaktır.

4. Müzik alanında ulaşmak istediğiniz en somut hedef nedir? Bir albüm mü, yoksa belli bir sound'u yakalamak mı?
Kişisel veya kariyerist bir hedefim yok. Tamamen toplumsal bir hedefim var: Yeni kuşakların istedikleri müziği özgürce yapabilmesi. Piyasayı domine eden vasatlaştırıcı çarkların arasında ezilmesinler, onlara kendi içlerinden gelen müziği yapmaları konusunda ufak da olsa bir cesaret verebileyim, bu bana yeter.

5. Dinar Bandosu ve Kantonas adında iki farklı projede faaliyet gösteriyorsunuz. Bir de bireysel üretimleriniz mevcut. Bu dengeyi nasıl koruyorsunuz?
Bu ayrım zor olmak bir yana, zihnimi berraklaştıran pragmatik bir yöntem oldu. Eskiden farklı türleri ve müzikal disiplinleri birbirine çok karıştırıyordum; bir şarkının içinde aynı anda Brit Pop, saykodelik, surf rock ve Türk ritimlerini (9/8) kullanıp yapıyı karmaşıklaştırıyordum.

Artık grupların karakterleri net. The Beatles, The Byrds, R.E.M. ve The Smiths damarımı Kantonas'a akıtıyorum. Pink Floyd, The Doors, Erkin Koray ve Doğu ezgilerinden oluşan müzik kanım Dinar Bandosu'nda şekilleniyor. Kalan tüm radikal, Delta Blues, Grunge ve deneysel elektro gitar hissiyatımı ise Ali Ece solo işlerimde, Çağrı Sinci gibi isimlerle rap-rock sentezleri yaparak özgür bırakıyorum. Dinar Bandosu'nda dominant 7'li akorların, Kantonas'ta ise majör 7'li akorların hâkim olduğu daha rafine bir üretim disiplini kurduk diyebilirim.

6. Bir eseri tamamlarken en çok hangi aşamada zorlanırsınız? Bestenin ilk fikri mi, yoksa son düzenlemeleri mi?
Bestenin ilk fikri ve o anki hissiyat her zaman harikadır; bana yazın denize ilk girişi anımsatır. Asıl zorlayıcı olan, o ilk hissiyatı koruyarak düzenlemeyi tamamlamaktır. Bazen 3 dakikalık bir kayıt için günlerce uğraşmanız gerekir. Gündelik hayatın ritmi, iş, yayınlar ve Türkiye'nin değişken gündemi, kaydın başına oturduğunuzda o ilk günkü duyguyu bulmanızı zorlaştırabilir. Mutlu hislerle kaydettiğiniz bir ritmin üzerine, ertesi gün hüzünlü bir ruh haliyle solo atmaya çalışmak dokuyu bozabiliyor. Bu objektif zorluklar nedeniyle, zayıf yönlerimi örtebildiğim ve üretim sürecini paylaşabildiğim ortak bestecilikte çok daha verimli oluyorum.

7. Müziğinizle kime ulaşmak istiyorsunuz? Ali Ece müziğini dinleyen biri orada ne bulmalı?
Benim tek derdim, dayatılan "Halk bunu sevmez, anlamaz" önyargısının kırılması. Yıllarca son derece yetenekli müzisyenler, belli köşe başlarını tutan endüstri bekçilerinin "bu tutmaz" algısı yüzünden istedikleri müziği yapamadılar. Her yeni kuşak, aslında yeni bir "halk"tır.

Biz Dinar Bandosu ile saykodelik Türk Rock yaparken, vapurda teyzelerin ve amcaların da şarkılarımıza eşlik edip eğlendiğini gördük. Yeni nesil grupların, istedikleri müzik türünde—ister bağlamayla nu-metal yapsınlar, ister progresif rock—cesurca üretebilmelerini istiyorum. Dinleyici benim müziğimde, piyasanın dayattığı şablonları değil, inandığı müziği yapan samimi bir çaba bulmalı.

8. Ülkemizdeki sanat ve politika ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye'de sanat ve politikanın iç içe geçmişliği kaçınılmaz bir gerçek. 1970'lerde minibüslerde Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço çalarken; 80'ler ve 90'larda yaşanan kültürel ve politik kırılmalar müzik zevkini de dönüştürdü. Emrah Safa Gürkan hocanın dediği gibi, "Amerika'nın en güçlü muhalefeti yine Amerika'dan çıkar." Jimi Hendrix'lerin, John Lennon'ların savaş karşıtlığından doğan başkaldırısı, bugün farklı coğrafyalarda farklı formlarda devam ediyor. Ben şu anki gençliğin yaşadığı zorluklar nedeniyle çok daha cesur, açık zihinli ve sorgulayıcı olduğunu görüyorum. Onların bu direncini destekliyorum.

9. Yakın zamanda dinleyicilerinizi ne gibi projeler bekliyor?
Kantonas ve Dinar Bandosu: Yeni şarkılar periyodik olarak yayınlanmaya devam edecek. Dinar Bandosu’nun son yıllardaki en iyi bestelerini barındıran "4.5" albümünün kayıtlarını tamamladık. Çağrı Sinci ile ortak bir mini albümümüz yolda. Korhan Futacı, Erhan Seçkin, Douglas ve diğer kadim dostlarımla birlikte, Dinar Bandosu'nun ilk dönemlerinde zor şartlarda kaydettiğimiz bazı şarkıları yeniden aranje edip hayata geçireceğimiz özel bir proje olacak.

10. Son olarak sizi dinleyenlere ve dinleyecek olan insanlara neler söylemek istersiniz?
Bize ve müziğimize zaman ayıran herkese çok teşekkür ederim. İçinizden gelen sese kulak verin ve bağımsız ruhunuzu koruyun.

Ali Ece Instagram 

Kutay Demir Instagram

Yorumlar (1)

Yorum Bırakın