Zehri Zehir Yapan Dozudur: İnsanın Denge Arayışı

Zehri  Zehir Yapan Dozudur: İnsanın Denge Arayışı
0 Beğen
0 Yorum

            İnsanın denge arayışı yüzyıllardır zihnini kovalayan rahatsız edici parazitleri kovmak için kullandığı bir iyileşme yöntemi olarak görülebilir. Denge; yoğun duygularımızın altında ezilirken elimizi yavaşça uzatabileceğimiz ve varlığıyla ruhumuzu sakinleştirebileceğimiz tek ışıktır. Bir durumun içindeyken yoğun duyguları stabilize edip onlara üçüncü gözle bakabilmek bu ışığa uzanabilmemizin tek yolu gibi gözükmektedir. Yaşayan canlıların hepsinde "homeostaz" denilen bir kavram vardır. Dengeye doğal olarak dönüş eğilimi. Bu kavramı basitçe açıklamak gerekirse, homeostaz vücudun iç dengesini korumak için gösterdiği eğilimdir. Örneğin, vücudunuzdaki su oranı azaldığında daha fazla su içmeye başlarsınız. Vücudunuz yoksunluğunu hissettiğiniz ve dengesizliğe sebep olan elementi size hissettirir. Demir eksikliği olan kişilerin zaman zaman metal kaşık emdiği veya toprak yediği görülür. Fazla bir elementiniz olması durumunda da vücut bunun işaretlerini size verir. Kısacası, fiziksel bedenlerimiz sürekli yaratılışındaki dengeye dönmek için bir savaş halindedir.

            Aynı bunun gibi, ruhlarımız da bu dengeye dönmek için doğumundan itibaren farklı cephelerde savaş vermektedir. Fazla kaygı yaşayan bir kişi, o kaygıyı azaltmanın çarelerini arar. Sürekli kalabalıklarda olan ve çevresi sürekli yeni bir uyaranla dolan bir insan bir süre sonra çaresizce yalnız kalabileceği bir yere yönelir. Uzun süredir koşturmaca halinde olan ve keşmekeş ile geçen bir hayatımız varsa, biraz olsun sakince yaşayabileceğimiz koşullara doğru yöneltiriz kendimizi. Amaçsız olduğunu hisseden ruh, biçare bir şekilde ruhundaki tohumları filizlendirebilecek bir toprak arar kendine. Toprağını bulma yolunda türlü türlü badireler atlatır; ancak toprağını bulacağı yerin dengeyi bulacağı yer olduğunu düşündüğü için her türlü zorluğa göğüs germeye hazırdır. Amacımızın ve hayalimizin ruhumuza dinginlik ve denge getireceğini hissettiğimizde onun uğruna en büyük fedakarlıkları yapmaya hazır hale geliriz. Denge insan için bu kadar önemli bir kavramdır.

            Zehri zehir yapan şey dozudur. Duyguları bizim için zehre dönüştüren nokta duyguların hayatımızı etkileme seviyesidir. Bir insana çok aşık olmak zehir değildir, ancak o insana aşık olduğumuzda benliğimizi ve olduğumuz kişiyi kaybediyorsak bu aşkın bizim için zehre dönüşmesi an meselesidir. Çünkü aşk, benliğimizi koruyabildiğimiz sürece besleyici ve sihirlidir. Çünkü yaşanan bir aşkta, o insan olduğumuz kişiye aşıktır ve kaybolmuş halimiz o aşkın yavaş ve acı verici bir şekilde solmasına sebebiyet verir. Beslenebileceğimiz noktaları kilitler. Karar verme aşaması ve biraz kararsızlık güzeldir, çünkü en doğru seçeneğe bizi itecek her türlü seçeneği düşünmemiz için bize zaman verir. Ancak kararsızlık duygusu dozunu aştığında kendimizi akan bir şeritte çırılçıplak kalakalmış şaşkın bir insan gibi bulabiliriz. Kaygı, bizim için dünyalar ifade eden bir hayalimizi gerçekleştirme yolunda adımlar atmamızı sağladığı ölçüde faydalı ve değerlidir. Kontrol edemeyeceğimizin tamamen bilincinde olduğumuz durumlarda yaşadığımız kaygı ise bizi sadece anı yaşamaktan ve sağlıklı bir uyku almaktan ödün bırakan bir zehirdir. Korku, gerçekten hayatımızın ve ruh sağlığımızın tehlikede olduğu bir durumda isek bizi geri çeken çok faydalı bir güçtür. Ancak konfor alanımızdan çıkmamızı engelleyecek derecede yoğun bir duygu haline geldiğinde, bizi kısacık ömrümüzde kocaman ve sihirli anlarla dolu bir dünyayı sonsuz bir merakla keşfetmemizin önüne geçecek bir mekanizma haline gelebilir.

            Ve günün sonunda, her insan kendisine en uygun olan zehri seçer. Bazıları aşk ile benliğini kaybetmeyi tercih ederken, bazıları korkusunu büyütüp evinden olayları gözlemlemeyi ve gözlemlerinin subjektif bakış açısıyla hayatı anlamlandırmayı seçer. Bazıları adrenalin zehrinin kölesi olur ve onun peşinde en değerli bağları bile kaybedecek kadar ileri gidecek bilinçsiz davranışlar yapar. Bazıları zihnindeki düşüncelerle dünyayı kontrol edebileceğini zanneder ve günlerce uykusuz kalarak her şeyi düşünür; geçmişi ve geleceği. Buna anksiyete deriz. Kronik anksiyete sahibi insan, kontrol sahibi olduğu illüzyonunu olabildiğince fazla düşünmekten alır, güç zehirlenmesi yaşar. Uykusuz kaldıkça başına gelmiş her şeyin bütün çıplaklığıyla sebeplerini ve geleceğe dair olabilecek bütün senaryoları hesaplamış olduğuna inanır. Ancak başımıza gelmiş her şeyin sebebini bütün açıklığıyla bilmemiz imkansızdır, geleceği tamamen kestirebilmemizin imkansız olduğu gibi. 

            Seçtiği zehrin dozunu zehir olmayacak şekilde ayarlayabilen insan bu dünyada huzur dediğimiz kavrama ulaşmış insandır. Ruhunda dengeye ulaşmış ve bütün duyguların en zevkli kısımlarını özümseyebilen kişinin aramızdaki en şanslı kişi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü günün sonunda bu da bir şans meselesidir, hayatta her türlü duyguyu sonuna kadar deneyimleyip onlardan zehirlenmeyecek seviyeye geldiyseniz bunda bugüne dek başınıza şans eseri gelmiş her türlü iyi ve kötü olayın payı yüksektir. Artık zehrinizden keyif almayı öğrendiniz ve zehrinizi keyifle alırken biçare durumlara düşmüyorsunuz demektir. Zehir sizi kontrol etmiyordur, siz zehri kontrol ediyorsunuzdur. Zehrin kontrol edemediğiniz noktalarında ise zehrin geçici olduğunu bilip kendinizi rahatlatabiliyor ve zevkin bazen zarar verici yanlarından bile zevk alabiliyorsunuzdur. Zehrinin farkında olan, ondan keyif alabilen ve yeri geldiğinde onu kontrol edebilen insan köle olmaktan çıkmış ve bir nehirde süzülür gibi hayatta akıp gitmektedir. 

Görsel:https://tr.pinterest.com/pin/551691023124368569/

 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın