Bir Roman Bir Dizi: Aşk-ı Memnu

Bir Roman Bir Dizi: Aşk-ı Memnu
0 Beğen
0 Yorum

2008 yılında başlayıp 2010 yılında ekrana vedan eden efsane dizi Aşk-ı Memnu, döneminde yarattığı infialin yanı sıra günümüzde yayınlanan tekrar bölümleriyle dahi reyting rekorları kırmaya devam ediyor. Halid Ziya Uşaklıgil’in aynı adlı romanından uyarlanan bu dizi, kazandığı emsalsiz başarı sayesinde roman uyarlaması dizilerin de büyük oranda önünü açmış oldu. Fakat Yaprak Dökümü haricindeki hiçbir yapım onun yakaladığı ivmeyi yakalayamadı. Nitekim Aşk-ı Memnu dizisinin böylesine etki bırakmasının sebebi, şüphesiz ki kitabın önüne geçerek ondan daha derin bir hikaye anlatmasıydı. Peki roman ve dizi arasında ne gibi farklılıklar vardı?

(Aşk-ı Memnu ile ilgili daha fazla detay öğrenmek istiyorsanız buraya tıklayabilirsiniz)

Öncelikle ilk fark; romanın 1901 yılında, Osmanlı döneminin kaidelerine göre tasarlanan daha muhafazakar bir atmosferde geçmesinden kaynaklanıyor. Örneğin o dönemde kadınlar çarşaf giymeden dışarı çıkmıyor ve hatta bazı zamanlarda yüzlerini peçeyle örtüyorlar. Ancak dizide yer alan kadın karakterlerin son derece frapan, şık ve dekolteli elbiseler giydiğine şahit oluyoruz. Bu pek tabii ki aradan geçen 100 küsür yıl dikkate alındığında oldukça anlaşılabilir bir durum.

Bir diğer fark ise Beşir karakterinin işleniş şeklinde karşımıza çıkıyor. Romana göre Beşir siyahi hadım bir hizmetçi ve dizidekinin aksine daha düşünceli bir karakter. Yalıdaki o şatafatlı dünyaya ait olmadığı için ilk etapta sınıf ayrımından rahatsız oluyor. Kendi hayatının yukarıdakiler için ne kadar değersiz olduğunu anlayıp çeşitli sorgulamalar yaparak insani yönünü kaybetmemek uğruna sık sık mücadele ediyor. 

Yani onun acısı dizideki gibi salt Nihal’e duyduğu karşılıksız aşktan değil, maruz kaldığı sert ayrımcılıktan da kaynaklanıyor.

Dizide fazlasıyla ekran süresi olan Arsen Hala, romanda o kadar da ön planda değil. Hatta ismi bile Arsen değil, Ahter! Heybeliada’daki çiftliğinde yalnız yaşayan bu kadın, genellikle olayları uzaktan izleyen mesafeli bir Ziyagil olarak tasvir ediliyor. Dizideki rolünün ailenin içinde sıklıkla yer alması ise aile bağlarını derinleştirmesi açısından oldukça mühim. 

Bu noktada dizinin bu hamlesini hikaye zenginliği bakımından fazlasıyla mantıklı buluyoruz. Keza karakteri canlandıran Gülsen Tuncer, adeta bu rol için yaratılmışçasına eşsiz bir performans sergiliyor. Gerek ses tonu gerekse duruşuyla asil bir Osmanlı hanımefendisini andırıyor.

Romandaki Firdevs ile dizideki Firdevs arasında da ciddi manada farklılıklar var. Romana göre Firdevs Hanım; güzellik takıntısı olan, aşırı kilolu, sürekli eklem ağrılarıyla boğuşan, kızlarını gençliğinin katili olarak gören, kendisinden başka kimseyi sevmeyen egoist bir karakter. Kocası Melih Bey, Firdevs’in onu aldattığını bir mektup vasıtasıyla öğrenip yataklara düşerek bir hafta içinde hayatını kaybettiği için Firdevs elaleme rezil oluyor. Hatta insanlar onunla dalga geçmek amacıyla yalısının penceresine onlarca mektup fırlatıyorlar. 

Bihter’in Adnan Bey’le evlenmesi de hem zengin bir adamı kaybettiği için hem de kızı kendisinden daha güzel bulunduğu için delirtiyor onu. Romanın sonuna doğru artık yürüyemeyecek duruma gelip tekerlekli sandalyeye mahkum oluyor. Dizide gösterilen ünlü iş adamı Çetin Özder ise romanda yok. Hatta Firdevs’in flörtü bile olmuyor. En nihayetinde yine karakter skalasını genişletip özgün bir senaryoyla Çetin Özder’i diziye ekleyen ekibi gönülden tebrik ediyoruz.

Nihal’e gelecek olursak eğer onun kişilik özelliklerinin hemen hemen romandaki gibi diziye aktarıldığını söyleyebiliriz. Şımarık, babasına bağımlı, dünyanın yalnızca kendi etrafında döndüğünü zanneden çekilmez bir ergen kız. Bihter’den nefret ediyor. Ama dizinin aksine Firdevs hanım ona Behlül konusunu açtığında ciddiye almayıp şakaya vuruyor. Aynı yalıda büyüyüp abi gibi gördüğü bu adama karşı herhangi bir romantik duygusu da yok. Hatta Behlül ona yaklaşmaya başladığında onu itiyor ve evlilikten kaçıyor. En sonunda Behlül’ün ısrarlarına dayanamayıp zorla ikna oluyor bu evliliğe. 

Dizide gördüğümüz yapışık Nihal karakteri romanla taban tabana zıt. Tam tersine burada yapışık olan kişi net bir şekilde Behlül.

Matmazel, romanda yalnızca Nihal ve Bülent'e düşkün olan yaşlı bir dadı olarak betimleniyor. Yine diziye zıt bir şekilde Adnan Bey’e karşı herhangi bir duygu beslemiyor. Tek derdi çocukları koruyup kollamak. Bihter ve Behlül’ü öpüşürken görmesine rağmen kimseye bir şey söyleyemiyor. Bir süre sonra da Bihter’in isteğiyle Fransa’ya gönderiliyor zaten.

Dizide Matmazel’in daha ince detaylarla işlenmesi ise hikayeye hizmet açısından oldukça dikkat çekici. Adnan Bey’e aşık yazılması, izleyiciyi; “Adnan Bihter’le değil de Matmazel’le evlenseydi neler olurdu,” gibi bir soruya iterek olay akışına güzel bir paradoks ekliyor.

Bihter romanda 22, dizide 25 yaşında. Hayatı boyunca hiç aşık olmamasından dolayı sevmek sevilmek nedir bilmeyen bir karakter. Bu nedenle zenginlik ve şatafat onun için daha önemli. Bir yandan annesi yüzünden üzerlerine yapışan kötü imajı temizlemek bir yandan da Ziyagil yalısının hanımı olabilmek için Adnan’ın evlenme teklifini kabul ediyor. 

Başta her şey güzel ilerlese de; hiç tatmadığı duyguları aynı evde yaşayan yakışıklı çapkın Behlül’de bulmaya başlayınca evliliği çıkmaza giriyor. İlk defa aşık oluyor ve karşısındaki adamın onun defalarca kez aldatmasına bile aldırış etmeden ısrarla peşinden gidiyor. Firdevs’le gerçekleşen “Ölüyorum anlasana,” sahnesi ise romanda da tıpkı dizideki gibi geçiyor.

Behlül, diziden biraz farklı olarak romanda daha acımasız ve daha gamsız bir adam olarak çıkıyor karşımıza. İlk etapta; evli ve iki çocuklu olan Peyker’e defalarca kez asılıyor fakat karşılık bulamıyor. Bu arada romanda Nihat’ın ailesi ve dolayısıyla Hilmi Önal karakteri yok. Burada yine dizi ekibinin yaptığı müthiş bir hamle görüyoruz. Hatta belki de en iyisi ve en gereklisi diyebiliriz. Çünkü eminiz ki eğer Hilmi Önal gibi biri olmasaydı dizi eksik kalırdı. 

Neyse biz tekrar Behlül’e geri dönelim… Romana göre Behlül’ün hiçbir ahlaki sınırı yok. Üstelik Bihter’le ilişki yaşamaya başladıktan sonra dizideki gibi amcasına karşı vicdan azabı da çekmiyor. Onun için önemli olan tek şey eğlence. Bir süre sonra Bihter’den sıkılıp Firdevs Hanım’ın da etkisiyle beraber koşa koşa Nihal’e yapışıyor. Kızı zorla evliliğe ikna etmek için büyük bir çaba sarf ediyor. Yani dizide gördüğümüz Nihal Behlül ilişkisinin, romana tamamen zıt bir şekilde kurgulandığını bir kere daha anlıyoruz.

Finale gelecek olursak eğer, bunun da romana kıyasla dizide çok daha görkemli ve açıklayıcı bir şekilde işlendiğini söyleyebiliriz. Romanda Bihter ve Behlül’ün ilişkisini onların tartışmasını dinleyerek öğrenen Nihal bayılıyor ve bunu gören Behlül arkasına dahi bakmadan kaçıyor. Ardından Beşir de Adnan Bey’e olanları anlatıyor. Her şeyin bittiğini ve annesi gibi ele güne rezil olacağını anlayan Bihter ise bu utançla yaşamayacağını düşünerek kalbine tek kurşun sıkıp intihar ediyor. 

Son olarak Adnan Bey’in kilitli yatak odasının kapısını kırdığını ve Bihter’in cesedine öylece baktığını okuyoruz. Ne Firdevs Hanım’ın tepkisini, ne Peyker’in haykırışlarını ne de Behlül’ün Bihter’in mezarı başındaki gözyaşlarını görebiliyoruz. Bu nedenle romanın finali oldukça sığ. 

Dizide yaratılan alternatif final ise insanların tüylerini diken diken edecek cinsten. Bihter'in intihar etmeden önce aynaya bakıp kalbinin yerini araması, Adnan'ın Bihter'i önemsemeyip sadece Behlül'e hesap sorması ve bütün başrollerin aynı anda aynı yerde bulunup her şeyi tek seferde öğrenmesi gibi detaylar çok iyi düşünülmüş.

Üstelik Bihter’in Ziyagil soyadı ile değil, Yöreoğlu soyadıyla gömüldüğünün gösterilmesi de etkileyici bir sahne olarak hafızalarımıza kazındı. Ayrıca kitapta göremediğimiz Behlül’ün perişanlığını dizinin finalinde izlemek hepimizi yeterince tatmin etti. 

Nitekim diziyi kitabın önüne geçirerek unutulmaz kılan da bu ve bunun gibi ince detaylar oldu.

            

            

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın