Ölmeden Önce Mutlaka Okunması Gereken Cahit Zarifoğlu Şiirleri

Ölmeden Önce Mutlaka Okunması Gereken Cahit Zarifoğlu Şiirleri
0 Beğen
0 Yorum

Türk edebiyatının zamansız şairlerinden birisi olan Cahit Zarifoğlu, 1940 yılında Ankara’da dünyaya gelmiştir. Aslen Kahramanmaraşlıdır. İlk şiirlerini ve kompozisyonlarını lisede okuduğu sırada yazmıştır. Sonrasında İstanbul Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü okumuş ve bu dönemdeki çalışmalarını Diriliş Dergisi’nde yayımlatmayı başarmıştır.

Devam eden süreçte arkadaşlarıyla birlikte Mavera Dergisi’ni çıkartarak; şiirlerini, hikayelerini, senaryo çalışmalarını, günlüklerini ve sohbet yazılarını burada yayımlamıştır. Aynı zamanda Almanca öğretmenliği ve TRT Genel Müdürlüğü’nde mütercim sekreterliği görevlerinde de bulunmuştur. Arkasında sayısız eser bıraktıktan sonra 1987 yılında vefat etmiştir.

(Cahit Zarifoğlu hakkında daha fazla detay öğrenmek istiyorsanız buraya tıklayabilirsiniz.)

 

10) ÇAĞIN KÜÇÜK BULANIĞI

ah şu yalnızlık
kemik gibi
ne yanına dönsen batar

...
Küçük

Haber verdiler
Arka karanlıkta
bir kadın var yüzü göğsüne akmış

 

9) ANILAR DEFTERİNDE GÜL YAPRAĞI

Anılar defterinde gül yaprağı
Gibi unutuldum kurudum
Başıma düşmüş sevda ağı
Bir başıma tenhalarda kahroldum
Sen kim bilir, rüzgarlı eteklerinle
Kim bilir hangi iklimdesin, ben
Sensiz bu sessizlikle
Deli gibiyim sensiz
Bu sessizlikle

Ayrılıkla başım belada
Gözlerini çevir gözlerime
Yoksa sensiz bu sessizlikle
Deliler gibiyim
Sensiz bu sessizlikle

 

8) GÜZELCİN

Koşu koşuver nar gözlüm
Yuvarlak biçimli ayakların
Küheylan kolanı gibi kuşağın
Gürbüz kalçalarının üzerinde

Koştur azaplardan kaçalım
Koruklar üzümlenmiş mi bakalım
Bir söze iki gülüş bir öpücük
İki bedeni birbirine katalım

Ruhsatlım sevdamsın beri gel
Kanın höpürtülü başın dik
O seven yuyan bakışınla
İçimi yu mermer döşe gel

Dorukta yeni ay ince işaret
Ne kem gözler gezinir karanlığa
Ne evin sevincinden korkan bulunur

Asmalarda güneş ve çocuklarımız
Çardakta ıslak ve ekşi uyur
Bacın bazlama yağlasın sahana
Mutluyuz tüm dünyaya duyur

 

7) KALBİYLE SÖYLEŞEN

Dağ köyünde körbağırsak sancısa
Konur karnın ağrıyan yanına
Alev gibi tuğlalar
-Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.
Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları
Bir dehliz kadar karanlıktır bazıları
Konuşurlar
İsterler
Susarlar
Dinlememişseniz nice yıl kalbinizi
Ev meslek iş para geçim diyerek
Düşünün şimdi bir de
Şehirlerde kasaba ve köylerde
Başını eğmiş kalbiyle söyleşen bir kişi olduğunuzu

 

6) SULTAN

Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim

Sana zorsa yanmaya razıyım
Kolaysa affı esirgeme

Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum

 

5) O ÇOCUK

Bahçeden çocuk sesleri geliyor
Hayatı dinliyorum
İçim yoruluyor, ruh yoruluyor

Büyük gözlü çocuk
İnsanın içine kadar bakıyor
Sorar gibi
- Nerede benim babam

Kendimi şöyle görürüm düşümde
İki ata birden binmişim
Biriyle kuzeye saldırıyorum
Ötekiyle
Alkan lalelerin
Kıpkızıl tutuştuğu sulara

Nerede babam
Karşısında yapayalnızsın
Duvar gibi dikilen
Bu sorunun

Okşuyorsun başını
Şehit çocuğunun

Bahçeden kuş sesleri geliyor
Sabahı dinliyorum
Bu sefer bezgin

Bir vakit
Darağaçları kurdum
Elimden fırlayıp gidiyor cellatlar
Silah olarak
Bir tek soru var elimde
Nerede babam, nerede

 

 

4) VE TEK KARE BİR FİLM

Tabiata çıkıyorum
Göğsüm bir müzikle
Vuruyor ritmini
Dinliyorum hüznünü sendeki güzelliğin

Başımda fırtına bir taç
Unutulmuş padişahlıklar

İpiri gözleriyle uyanıyor
Şu gündüzden kalan mesele
Bir hatip bir kuruntu
Rutubet ve ukalalıklarla dolu bir debdebe
Başını koyduğun yastık
Bir yılan sürünerek geçmiş gece
Hadi bir sonuç yaz bir teselli uzat
Göğüs ağrılarına çırpınışlara
Korkulara
Ve bir çıngırak gibi öten zamana

Kolye gibi taşıyorum boynumda
Varlığını onun
Bir ceylan tutuyor ağzında
Kuşlara takılıp gidiyor aklım
Her gün kaçıyorum
Yoksa gülüşün

Gelip siyasetten kozmetikten söz edişin
Bakıyorum aleve dönüşüyor bir çırpıda

Dost
Bu eli sıkı tut
Çarşıda evimizden uzakta
Bir pazu güreşi varsa kaybolmayalım

Geçecektir daha daha
Günler
Bilmeden kavramak nasıl

Zirvesine göz koyduğum dağlara bak
Koşup takıldığım çitlere bak

 

3) KAPLANLIK

Bir duvarı sürüyor saçların bir hayvan parıltısı var gözlerinde
Binbir kement sardırıyor boynuma açık açık cinsini parlatışın

Bırak gamzelerin aksın odalarıma
Kapı vuruşlarım eve zindan oluşlarım

Şimdi bir aşk sayhası salacağım havalara
Derler ki bu adam isyan basıyor damarlara

 

2) ZARİF, ÇOBAN

O güzeli bana verseler
Tombul kuzuların aşkına
Yaylalara atlas kilim serseler
Tombul kuzuların aşkına

Yayılsın topraklar, aşıklar gezecek
Feryat, taşları sızlatıp inletecek
Başa gülü sümbül örseler
Tombul kuzuların aşkına

Ayrı kaldım ağlar inlerim
Dağ kavi, iklim sarp, çarıklar delerim.
Bağrım yosun tuttu bir görseler
Tombul kuzuların aşkına

Kaval derler, dertli yoldaştır
Bende iki, onda dokuz göz vardır
Nice sersefil olduk bir bilseler
Tombul kuzuların aşkına

Geçiyor bulut geçen ömürdür
Gece mi, saç mı, hayır kömürdür
Zarif çoban oldu görseler
Tombul kuzuların aşkına

 

 
1) GELECEKTİM AMA DAHA BİR KÖTÜ HATIRAM OLSUN İSTEMEDİM

Niye yazıyorum ki bunları?

İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. 
Açıp gösterelim. 
Yine de anlatıyoruz ama. 
Bizi fark edince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıklarım.

Gelecektim. Ama daha bir kötü hatıram olsun istemedim. 
Ona böyle yazdım. 
Merhametle bakarak gülümsedim. 
Görünüşü acımayı da zorlaştırıyor insana...

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın