Ne Oluyor: Okullarda Silahlı Saldırılar ve Güvenlik

Ne Oluyor: Okullarda Silahlı Saldırılar ve Güvenlik
0 Beğen
0 Yorum

Önce Şanlıurfa’da sonuncusuysa Kahramanmaraş’ta gerçekleşen iki olay, özellikle ABD’de rastladığımız ‘school schooting’ vakalarının ülkemizdeki en belirgin ve güncel örnekleri olarak kayıtlara geçti.

 Belki de şiddetin en hor görülen türü bu. Şiddet gibi yıkıcı, çoğu zaman bu yıkımın sonucunda yeni bir şeyler inşa etmeye de hizmet etmeyen; var olmakla değil yok etmekle ilişkili bir eylemin çocuk veya çocukluk gibi yaşam, coşku ve ‘masumiyetle’ ilgili kavramlarla iç içe geçmesi sonucu oluşan bu eylemler toplumda başka şiddet türlerine oranla daha çok tepki uyandırıyor.

İnsanlar kızmakta, korkmakta, üzülmekte haklılar ve bu duygularını yaşayacaklar. Fakat bu duyguları hissetmenin de mevzubahis olayların yaşanmasının da sebepleri olduğunu, gökten inen şeyler olmadığını anlamamız gerek. Bu sebepleri ortadan kaldırmadan da bu ve benzer olayların hayatın olağan akışı haline gelebileceğini, böyle bir tehlikenin kapıda beklediğini anlamalıyız.

 

Şiddetin Artan Gücü; Çuvaldızı Biz’e…

Klişe olduğu ölçüde bir noktaya kadar doğru olan bir fikir var. Medya kanalları şiddeti besliyor. Sosyal medyada kullanılan dil, yapılan paylaşımlar, burada platformların şiddete tanıdığı serbesti; televizyonda geleneksel kadın – erkek rollerini yeni bir muhafazakâr paradigmayla inşa eden diziler, bu dizilerde dövülen kadınlar, aldatılan kadınlar, susan kadınlar; bağıran, döven, şiddetin her türlü aracına sahip ve şiddet uyguladıkça daha eril bir nitelik kazanan erkekler… Hepsi toplumdaki şiddeti besliyor. Bu doğru. Doğru ama eksik; çünkü medyada yaşanan bu üretim, bir yerden sonra bizim yaşadıklarımızla da paralel. Suça sürüklediğimiz çocuklarla paralel. Namus adı altında katledilen kadınlara “iyi olmuş” dediğimiz her olayla paralel. Karşısındakinin kıyafetinden tahrik olduğu için cinayet işleyenleri aklamaya çalıştığımız “kadın da öyle giyinmeseydi” dediğimiz her anla paralel. Şiddeti aklamak için ortaya attığımız her nedenle paralel.

Bu böyledir, çünkü olmasaydı milyonların izlediği iddia edilen bu dizilerdeki malum sahnelerden sonra elbette insanlar izlemeyi bırakır veya tepki gösterirdi. Böyle bir örneğe, bir tane bile olsa, rastlayamadığımıza göre bu düşünce gerçektir. Şiddet, bizim için avantajlının dezavantajlıya uyguladığı, istek ve arzularını kabul ettirmek için uyguladığı meşru bir araç. Önce bunu kabul edeceğiz, kendimizle yüzleşeceğiz. Hiç eğip bükmeden kabul edeceğiz bu gerçeği.

Şiddetin, hakaretin, yalanın, iftiranın… Bunların hepsinin bir acziyet, bir zayıflık olduğunu anlayacağız. Şu an toplum bir zayıflık içinde. Medyanın ‘değerlerimiz’ olarak sunduğu şeyler zayıflıyor. Bu ‘değerlerle’ çevrili hayat zayıflıyor, çöküyor. Bu yüzden şiddetten başka bir şey kalmıyor.

 

Peki Ya İğne?

Şiddet, yalnızca insanların amaçlarına ulaşmak için kullandığı bir araç olmaktan çıkıp kendilerini ifade etme pratiği haline geliyor. Bunu önlemek gerek. Bunun önüne geçmek için de toplumda kendini ifade edemeyen kesimleri dinlemek gerek. Dertlerine kulak verip çözümler ortaya koymak gerek. İnsanların git gide yoksullaştığı, yalnızlaştığı; farklı toplum kesimlerinin birbirini çeşitli nedenlerden ötürü dışladığı, kutuplaşmanın arttığı, sosyal güvenin azaldığı bir ortamda şiddet ritüel haline gelir. Ayin haline gelir. Medyada kendi katliamının daha çok yer alması uğruna küçük çocuklar sonucunda kendi hayatlarına da son verecekleri olaylara girişir.

Çocuğun yaşadığı ev, yani anne ve babası bozuk ve çarpık bir aile kavramının içine hapsedilirse; üstüne her geçen gün artan ekonomik sıkıntılarla, şiddetli geçimsizlikle, çocukla ilgilenecek vakitlerini birbirleriyle kavga ederek geçirmeleriyle o çocuk, çocuk olmaktan çıkar. Çocuk olamaz. Çocukluğunu yaşayamaz. Çocuk olamadığı için de başka bir şey olmaya çalışır. Olmaya çalıştığı şeyin yol açacağı sorunların da farkında olamaz. Buna zihin dünyası yetmez. İşte bu yüzden o çocuğun çocukluğunu yaşaması gerek. O çocuğun evinin huzurlu olması gerek, anne ve babanın ve ailenin sevgi, ilgi ve şefkat anlamına gelmesi gerek. Bunun olması için de toplumun kendilerini yönetmek için seçtiği insanların; toplumun refahını, güvenliğini, psikolojisini koruyacak politikalar üretmesi gerek.

Şiddetin bir ritüel haline gelmesi engellenmek istiyorsa, daha fazla güvenlik önlemiyle bu işin çözüleceği fikri bana mantıklı gelmiyor. Sofrada duran daha çok ekmek, ailede görülen daha çok sevgi, bireylerin kendini daha çok ifade etmesi, daha çok karşılık bulması bana her kapının önüne bir X – Ray cihazı koymaktan daha makul ve çözüm odaklı bir düşünce olarak gözüküyor.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın