Bütün Doğru ve Yanlışlarıyla Hürrem Sultan

Bütün Doğru ve Yanlışlarıyla Hürrem Sultan
1 Beğen
0 Yorum

Tarihin en ünlü simalarından birisi olan Hürrem Sultan; hırsı, zekası ve kocasına duyduğu büyük aşkı ile beraber her zaman için dikkatleri üzerine çekmiştir. Köle bir kız olarak getirildiği Osmanlı sarayına kısa süre içerisinde hükmetmiş, devletin geleceğine yön verebilecek kadar yükselmeyi başarmıştır. 

Hürrem Sultan’ın gerçek adı tam olarak bilinmemekle beraber Avrupa kaynaklarında kendisinden “Rossa” ve “Roxolena” olarak bahsedilmektedir. Rivayete göre 1504 yılında Ukrayna’da dünyaya gelmiştir. 15 yaşında olduğu sırada Kırım Türkleri tarafından esir edilerek Osmanlı Sarayı’na sunulmuştur. Kızıl saçlı, yeşil gözlü ve beyaz tenli olan bu genç kız; akranlarından çok farklı bir vücut veya yüz güzelliğine sahip değildir. Ancak zekası ve hoş sohbeti ile diğer kızlardan ayrılmış ve Kanuni Sultan Süleyman’ın kalbini samimi sözleri ile fethetmiştir. Sürekli neşeli olduğu için kendisine güler yüzlü anlamına gelen “Hürrem” ismi uygun görülmüştür.

Hürrem saraya girer girmez; Kuran-ı Kerim, Türkçe, dikiş-nakış, hanendelik, sazendelik, hikaye anlatma sanatı ve Türk örf adetlerini öğrenmiştir. Hatta bütün bunlarla yetinmeyip söylenilen her şeyi kusursuz bir şekilde yerine getirmek için ekstra çaba sarf etmiştir. Nitekim bu sayede öncelikle Harem’in hakimi olan Valide Ayşe Hafsa Sultan’ın gözüne girmeyi başarmış, sonrasında da Kanuni’nin en çok değer verdiği gözdesi ve bir numaralı Hasekisi konumuna yükselmiştir.

Hünkar'ın Hürrem’e bağlılığı o kadar büyüktür ki başka kadınlarla birlikte olma hakkından sırf onun için feragat etmiştir. Kanuni’nin Hürrem’e büyük bir aşkla bağlı olduğunun bir diğer kanıtı da seferler sırasında ona gönderdiği mektuplardır. Padişah, biricik zevcesine; “Benim İstanbul’um, benim Karaman’ım, benim Bağdad’ım, benim Horasan’ım” şeklinde hitap etmiştir. Keza Hürrem de ona; "Benim canım pâresi, gözüm nuru, iki cihanda ümidim" diye karşılık vermiştir.  

Hürrem’in kısa aralıklarla 4 şehzade (Mehmet, Selim, Bayezid, Cihangir) doğurmuş olması ona emsalsiz bir konumun kapılarını açmıştır. Bununla beraber genç kadının Padişah’ın sevgisiden aldığı güç, oğulları sayesinde tam anlamıyla ikiye katlanmıştır.

Valide Ayşe Hafsa Sultan’ın ölümünden sonra en tepeye çıkarak Harem’deki bütün gücü eline alan Hürrem, artık Osmanlı sarayını dolaylı yollardan değil doğrudan doğruya yönetmeye başlamıştır. Hakimiyete ulaşır ulaşmaz Kanuni’ye, Mahidevran’ın kendisine hakaret ettiğini söyleyerek onun Şehzade Mustafa’nın sancak beyliği yaptığı Manisa’ya gönderilmesini sağlamıştır. Ardından son şehzadesi Cihangir doğduğunda en vurucu hamlesini yapmış ve Kanuni ile geleneklere aykırı bir şekilde resmi nikah yoluyla evlenmiştir.

Osmanlı padişahları, kadın sultanların akrabalarının tahtta hak iddia etmesine engel olmak ve olası bir esirlik durumunda padişahın karısına zarar verilmesinin önüne geçebilmek amacıyla eşlerine resmi nikah kıymamışlardır. İşte Hürrem Sultan bu kuralı da yıkarak dünyanın en güçlü imparatorluğunun iki numaralı ismi haline gelmeyi başarmıştır. Ayrıca devlet işlerine de karışmış ve Osmanlı’nın uzun yıllar canını sıkan “Kadınlar Saltanatı”nın başlamasına sebep olmuştur. 

Zamanla Hürrem’in oğulları büyümüştür. Artık Kanuni’den sonra tahta kimin çıkacağına dair dedikodular etrafta sıklıkla dolaşmaya başlamıştır. Özellikle yeniçerilerin Şehzade Mustafa’ya verdiği amansız destekten fazlasıyla rahatsız olan Hürrem,  teamüller gereği oğullarının öldürülmesi ihtimaliyle karşı karşıya kalmıştır. Hem bir anne olarak evlat acısını tatmak istememiş hem de haremdeki gücünü kaybetmeyi göze alamamıştır.

Mustafa; yiğit, savaşçı, akıllı ve son derece merhamet sahibi bir insan olduğu için Osmanlı tahtına en çok yakışan padişah adayı olarak görülmüştür. Fakat bu noktada Hürrem devletin geleceğini değil kendi çocuklarının geleceğini düşünmüştür. Bu sırada ne yazık ki en büyük şehzadesi Mehmet hastalanarak hayatını kaybetmiştir. Çok güvendiği şehzadesinin elinden kayıp gitmesi Hürrem Sultan’ı mahvetse de o bir an önce ayağa kalkması gerektiğini bilecek kadar zekidir. Hemen toparlanmış ve ilk hedef olarak Şehzade Mustafa’ya açıktan destek veren veziriazam Pargalı İbrahim Paşa'yı bertaraf etmek için plan yapmaya koyulmuştur. Onun aleyhinde faaliyetler yürütmüş, bir yandan da güçlü devlet adamlarının desteğini almıştır. Ancak Hürrem’in büyük bir hamle yapmasına gerek kalmadan Pargalı kendi ipini kendi çekmiştir. Çıktığı seferlerde padişah gibi davranması ve belgelerde adını “Sultan” olarak yazdırması nedeniyle Kanuni tarafından 1536 yılında idam ettirilmiştir. Böylece Hürrem’in yolundaki en büyük engel de ortadan kalkmıştır. Sonrasında esas meseleye yönelerek kızı Mihrimah’ın eşi Rüstem Paşa’yı veziriazamlığa getirmiş ve Şehzade Mustafa’yı ölüme sürükleyen entrikalar serisini başlatmıştır.

Rüstem Paşa, Şehzade Mustafa’nın mührünün aynısı yaptırıp Osmanlı’nın en büyük düşmanı olan İran Şah’ı Tahmasb’a bir mektup yazmıştır. Mektupta Kanuni’nin yaşlandığı, yönetimden azledilmesi gerektiği özellikle vurgulanmıştır. Paşa bu mektuba Tahmasb’ın cevabını da ekleyerek Kanuni’nin önüne getirmiş ve böylece ilmek ilmek işlenen bir plan sonucunda Padişah, Mustafa’nın çok yakın bir zamanda devlete isyan edeceğine inandırılmıştır.


Şehzade Mustafa

Şehzade Mustafa, 1553 yılında Osmanlı ordusunun İran seferi sırasında konakladığı Konya’ya çağrılmıştır. Dedikodu ve iftiralardan haberdar olduğu için babasına karşı kendisini aklamak isteyen Mustafa, etrafındakilerin bütün itirazlarına rağmen beyaz bir kaftan giyerek yola çıkmış ve ne yazık ki padişahla karşılaşıp tek bir kelime dahi edemeden otağda boğdurulmuştur. Olay halk arasında büyük bir infiale neden olmuştur. Herkes Mustafa’nın suçsuz yere katledildiğine inandığı için arkasından gözyaşı dökerek acı dolu ağıtlar yakmışlardır. Ayrıca abisine düşkün olan Şehzade Cihangir de bu ölümden çok etkilenmiş ve sefer sırasında hastalanarak Halep’te vefat etmiştir. Hürrem masum bir canın katline sebep olurken kendi evladının acısını da aynı anda yaşamıştır. Artık şehzade olarak elinde sadece Selim ve Bayezid kalmıştır. 

Hürrem Sultan pek çok bedel ödeyerek hedeflerine kısmen ulaştıktan sonra oğlu II.Selim'in padişah olduğunu göremeden, 18 Nisan 1558’de İstanbul’da hayatını kaybetmiş; Süleymaniye Camii haziresine defnedilmiştir. Eşinin ölümüyle kahrolan Kanuni Sultan Süleyman ise İran’daki bir şehrin adını değiştirerek Hürremabad yapmıştır. Günümüzde bu şehrin adı hala aynıdır. Bunun yanı sıra Kanuni Hürrem için Mekke ve Medine'de imarethaneler inşa ettirmiştir, ayrıca Edirne'ye pek çok çeşme yaptırmıştır.

 

 

Kaynak:

-Abide Doğan, "Romen, Sırp ve Türk Romanında Hürrem Sultan", Türkbilig, 2000, s.60-72.
-Cahit Baltacı, "Hürrem Sultan" TDV İslam Ansiklopedisi, 1998, s.498-500.
-Doğan Gün, "Bir Saraylı Hanım Sultan: Hürrem", Tarih Araştırmaları Dergisi, 2019, s.135-168.
-Şerafettin Turan, "Mustafa Çelebi", TDV İslam Ansiklopedisi, 2020, s.290-292.

 

 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın