Türk Edebiyatı’nın en değerli ve en özgün şairlerinden birisi olan Sezai Karakoç, 22 Ocak 1933 tarihinde Diyarbakır’da dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra Gaziantep’te lise eğitimi görürken, “Sabır” adını verdiği ilk şiirini kaleme aldı. Sonrasında ise bu eserini, hayranı olduğu Necip Fazıl Kısakürek’in “Büyük Doğu” dergisine göndererek yayımlatmayı başardı.
(Sezai Karakoç ve eserleri hakkında daha fazla detay öğrenmek istiyorsanız buraya tıklayabilirsiniz.)

Sezai Karakoç gençliği
İdolü Necip Fazıl ile bizzat tanışıp düşünce birliği yaptıktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazandı. Üniversite eğitimine devam ederken bir yandan dünya klasiklerini okuyor bir yandan da “Büyük Doğu” dergisinin edebiyat sayfalarını yönetiyordu. Fakat bütün bu yoğunluğunun arasında pek de alışık olmadığı bir duyguyla karşılaşacaktı: Aşk!
Sezai Karakoç, okul arkadaşı Muazzez Akkaya’ya tutkulu bir şekilde aşık olmuştu. Duygularını dile getirebilme cesaretini gösterdiğinde ise maalesef ki reddedildi ve kırık kalbini bir nevi çalılıkların arasına saklayarak iç dünyasına çekilmeyi tercih etti. Yüreğindeki ateş bir türlü sönmeyince de hislerini dizelere dökmeye karar verdi. Bu sayede Türk Edebiyatı’nın en ünlü şiirlerinden birisi olan “Mona Roza” ortaya çıktı ve şiirin her kıtasının baş harfleri “MUAZZEZ AKKAYAM” şeklinde bir akrostiş oluşturdu.

Muazzez Akkaya gençliği
Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller
Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar
Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek.
Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nisan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir narçiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat on ikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! Beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları
Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece güne
Altın bilezikler o kokulu ten
Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! Senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller
Sezai Karakoç, bu hüzünlü aşk öyküsünün ardından tamamen edebiyat çalışmalarına yöneldi ve hiçbir zaman evlenmedi. Böylesine büyük bir aşkın bir diğer kahramanı olan Muazzez Akkaya ise olan biteni 2024 yılında Anadolu Ajansı’na anlatarak şunları söyledi:
“Büyüklerimizin kafamıza çiviyle çaktıkları bazı fikirler var; 'erkek yaşça büyük, hanımı ondan küçük olmalı' gibi. Annem babam, çevremdeki herkes de böyleydi. Sezai Karakoç da benden 1-2 yaş kadar küçüktü, benim için ilk handikap oydu zaten. Bu nedenle ihtimalini bile düşünmedim çünkü kafamda yaş konusu yerleşmişti."

“Üniversite 2. sınıftaydık. Yazdığı şiirleri bana vermek için çok uğraşıyordu, ben mecburen tekrar ısrar etmesin diye alıyordum. Ama dediğim gibi o zamanlar okuldan biriyle arkadaş olmayı hiç düşünmedim. Okul sonrası seçtiğim eşim, o da Mülkiye mezunu olan rahmetli Orhan Giray'la çok mutlu bir hayatım oldu, 4 güzel evlat yetiştirdik.”

“Sezai Karakoç’un ömrü boyunca hiç evlenmemesine ben sebep olduysam diye üzülüyorum ama bir yerden de teselli oluyorum çünkü hiçbir yakınlık göstermedim, umut vermedim. Ancak üzüldüğüm bir şey var, Sezai Karakoç'u vefatından bir ay kadar önce Fenerbahçe sahilinde gördüm. Karşıdan yürüyordu ve o kadar dikkatli bana bakıyordu ki... Ama beyaz saçları, sakalları olunca tanıyamadım. Bir süre sonra gazetede vefat ilanını görünce onun Sezai Karakoç olduğunu anladım. Eğer o olduğunu bilseydim, bir kafede oturup beraber bir kahve içmek isterdim."








Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın