Bir Şarkı Bir Hikaye: Mağusa Limanı

Bir Şarkı Bir Hikaye: Mağusa Limanı
0 Beğen
0 Yorum

1943 yılında Kıbrıs, İngiliz işgali altındadır. Adayı askeri üs olarak kullanan İngilizler, bölgede çıkan isyanları sert önlemlerle bastırarak basın yayın faaliyetlerini ve tüm örgütlenmeleri yasaklar. Halk bir yandan baskıcı totaliter yöneticilerin keyfi uygulamalarına katlanmak zorunda bırakılırken bir yandan da sömürge askerlerinin taşkınlıklarına maruz kalır.

(Kıbrıs kültür ve tarihi hakkında yazılan eserlere ulaşmak istiyorsanız buraya tıklayabilirsiniz.)

Halk arasında “Arap Ali” lakabıyla tanınan Ali Mehmet, eşi Seniha ve 3 çocuğuyla birlikte Gazimağusa’da yaşamaktadır. Ali, Mağusa Limanı’ndan hamallık yaparak geçimini sürdüren yiğit bir Türk gencidir. Güçlü kuvvetlidir ve haksızlığa karşı tahammülü yoktur. Her iş çıkışı limanın yanındaki meyhaneye giderek soluklanır. Tek amacı biraz olsun günlük hayatın stresinden uzaklaşmaktır.


Mağusa Limanı 

Fakat bir gün meyhanede 7 İngiliz askerinin çıkardığı olaylara şahit olur. Askerler etraftaki insanlara rahatsızlık vermekte ve kendilerine diklenenleri de dövmektedir. Aynısını Ali’ye de yapmak istediklerinde ise birkaç sağlam yumruk darbesiyle yere serilirler. Ardından da büyük bir öfkeyle meyhaneyi terk ederler.

Olay bütün Gazimağusa’da duyulur. Herkes Ali’nin cesaretini ve ne yaman bir delikanlı olduğunu konuşmaktadır. Fakat Ali’nin arkadaşları endişelidir. Bir an önce kaçıp gitmesi için onu uyarırlar. Ali gitmemekte ısrar eder ve asıl gitmesi gerekenlerin işgalci İngilizler olduğunu söyler. Ertesi gün limanda işi bittikten sonra gayet rahat bir şekilde yine meyhaneye uğrar. Pek tabii ki karşısında onu bekleyen İngiliz askerlerini bulur. Bir gün önce yaşadıkları rezillikten ötürü son derece kızgın olan 7 asker, bu defa süngülü tüfekleriyle gelmişlerdir. Hiç vakit kaybetmeden direkt olarak Ali’ye saldırırlar. Ali yumruklarıyla kendini korumaya çalışsa da süngülere direnemez ve yedi bıçak darbesiyle yere yığılır.


Ali

Ali hızla kan kaybederken, işgalci askerler tarafından ibret olsun diye Mağusa Limanı’na doğru sürüklene sürüklene götürülür. Halk dehşete kapılır fakat silahları olmadığı için çaresiz bir şekilde olanı biteni izlerler. Bu sırada Ali’nin eşi Seniha olayı duyar ve koşa koşa Mağusa Limanı’na varıp yerde kanlar içinde yatan kocasının üzerine kapanır. Rivayete göre Ali son nefesini vermeden önce Seniha’ya şu sözleri söyler:

İskeleden çıktım yan basa basa.
Mağusa’ya vardım kan kusa kusa.
Mağusa Limanı limandır liman,
Beni öldürende yoktur din iman.

Hemen ardından vefat eder. Seniha ise duyduğu tarifsiz acının etkisiyle beraber ağlaya ağlaya ağıt yakmaya başlar:

Uyan Alim uyan, uyanmaz oldun.
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun.

Olayı seyreden herkes bu sözleri işitir ve zaman içerisinde Ali’nin trajik hikayesi bir türküye dönüşerek önce Kıbrıs’a ardından da tüm Türkiye’ye yayılır. Türkü ilk olarak 1970’li yıllarda Mahmut İslamoğlu tarafından, Limasollu Zehra İbrahim’in aktardığı haliyle derlenir. Sonrasında ise Yılmaz Taner bu anonim eseri besteleyerek ilk kaydını alır. 2008 yılında da Selda Bağcan, “Güvercinleri de Vururlar” isimli albümüne “Mağusa Limanı”nı ekleyip parçanın geniş kitlelerce duyulmasını sağlar.

Günümüzde pek çok versiyonu ve pek çok değerli sanatçı tarafından seslendirilmiş hali mevcuttur. Lakin özellikle Volkan Konak’ın “Mağusa Limanı” yorumu adeta yürekleri dağlamaktadır.

 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın