Türk Renginin Tarihi Kökeni: Turkuaz veya Turquoise

Türk Renginin Tarihi Kökeni: Turkuaz veya Turquoise
1 Beğen
0 Yorum

Sakinliğin ve dinginliğin timsali olan turkuaz; mavi ve yeşilin birleşiminden elde edilen eşsiz bir renk olarak pek çok farklı alanda ön plana çıkmaktadır. Hem yatıştırır hem rahatlatır hem de iyi hissettirir. İnsanın içindeki karanlık dehlizleri bile canlandırabilmeyi başaran bu nadide renk, iyileştirici gücünün yanı sıra tarihi bir hazinenin de hâmisi konumundadır.

İslamiyet öncesi Türk sanatında mavi rengine büyük önem verilmiş, bu renk; kilimlerde, dokumalarda, çadırlarda, kıyafetlerde ve süslemelerde sık sık kullanılarak somutlaştırılmıştır. Mavi; bir yandan kültür ögelerini bezemek için değerlendirilirken, bir yandan da “gök” ile özdeşleştirilip “Gök Tanrı” inancı nedeniyle kutsal kabul edilmiştir. Nitekim Yaradılış Destanı ve Oğuz Kağan Destanı’nda bu konuya dair birtakım kadim anlatılar mevcuttur:

“Gök yoktu, yer yoktu. Yalnızca sonu olmayan bir deniz vardı. Tanrı Ülgen bu denizin üzerinde uçuyordu… Ülgen ‘Yer yaratılsın’ dedi; yer yaratıldı. ‘Gökler yaratılsın’ diye buyurdu; gökler yaratıldı. Böylece bütün dünyayı yarattı.” (Yaradılış Destanı)

O kız öyle güzeldi ki, gülünce mavi gök gülüyor, ağlayınca mavi gök ağlıyordu. Oğuz Kağan onu görünce aklı gitti, sevdi, aldı.” (Oğuz Kağan Destanı)

Destanların yanı sıra, Türk Edebiyatı’nın ilk yazılı eserleri olarak kabul edilen Göktürk Yazıtları'nda da mavi renk temsilleri fazlasıyla kullanılmıştır. Örneğin, M.S.735 yılında dikilen Bilge Kağan yazıtında şu ifadeler bulunmaktadır:

“Ey Türk Oğuz Beyleri, milletim işitin! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir?”

Bununla birlikte Göktürk Devleti'nin bayrağı mavi zemin üzerinde yeşil kurt başıdır.

Türkler İslamiyet’le tanıştıktan sonra da bir kültür hazinesi olarak renklerine olan bağlılıklarını devam ettirmişlerdir. Keza Anadolu Selçuklu Devleti (1075-1308) sanat faaliyetlerine oldukça önem vermiş ve hemen hemen bütün mimari eserlerinde mavi rengi kullanmayı tercih etmiştir. Bunu kimi zaman bitkisel sembollerle kimi zaman tuğlalarla kimi zaman ise geometrik şekillerle dışa vurmuştur. Tarihsel kökenin yanı sıra özellikle yüksek yapılı eserlerde bu rengi kullanmaktaki amaç, gökyüzü ile muazzam bir bütünlük sağlamaktır. Mesela Sivas’ta bulunan Gök Medrese’nin minaresi bu anlayışın en zarif örneklerinden birisidir.

Konya’daki Karatay Medresesi ise bünyesinde barındırdığı narin çini süslemeleriyle dikkat çekmektedir. Burada da mavi tonları kullanılmış, çiniler; Selçukluların benzersiz sanat faaliyetlerinin bir yansıması olarak günümüze miras kalmıştır.

Mavi renge olan tarihi düşkünlük Osmanlı döneminde de devam etmiş ve pek çok türbe ve camide bu renge yer verilmiştir. Bunun en çarpıcı örneği ise Sultan Ahmet Camii’dir. Bu caminin içerisinde 20 bin küsür çini bulunmasından ötürü içeriye giren ışığın da etkisiyle beraber esrarengiz bir mavi ton yakalanmıştır. Bu nedenle batılı kaynaklarda Sultan Ahmet Camii’nin adı; “Blue Mosque (Mavi Cami)” olarak geçmektedir.

Mavi tonlarının yeşil tonlarıyla birleşip “Türk Rengi” ve “Turkuaz” olma serüveni, 17.yüzyıla dayanmaktadır. Şöyle ki; İran’dan çıkartılan Firuze taşı, Osmanlı topraklarında bulunan İpek Yolu vasıtasıyla Avrupa’ya taşınmaya başlamış ve Avrupalılar tarafından oldukça beğenilmiştir. Osmanlı’nın bu rengi ve taşı kullanarak ortaya koyduğu mimari üslup ise o dönemde dünyanın en güçlü devletlerinden biri olmasının da etkisiyle beraber yeni bir akımın doğmasına sebep olmuştur. Fransızcada “Türk Taşı, Türk Rengi” anlamına gelen “Turquoise” kelimesi ortaya çıkmış, oradan bütün dünyaya ve günümüz Türkiye’sinin literatürüne “Turkuaz” olarak geçmiştir.

Güncel Türkçe sözlükte “Mavi, yeşil ve beyazın karışımından ortaya çıkan renk; turkuaz mavisi, turkuaz yeşili, firuze.” olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca Türkçe metinlerde türkuvaz, turkuaz veya turkuvaz şeklinde kullanıldığı da bilinmektedir.

 

 

Kaynak:

Şule Vardar, "Türk Kültüründe Renk Olgusu ve Turkuaz Rengin Türk Resim Sanatındaki Yeri", Safran Kültür ve Turizm Araştırmaları Dergisi, Karabük, 2023, s.503-504.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın