Sylvia Plath’tan 7 Şiir

Sylvia Plath’tan 7 Şiir
0 Beğen
0 Yorum

Sylvia Plath, 1932 yılında Amerika’da dünyaya geldi. Edebiyata olan ilgisi henüz küçük bir çocukken başladı ve ilk şiirini 8 yaşındayken kaleme aldı. Ünlü yazar, hayatı boyunca manik depresif bozuklukla mücadele etmek zorunda kaldığı için sık sık akıl hastanesine yatıp tedavi gördü.

Sylvia Plath oldukça başarılı bir öğrenciydi. Cambridge Üniversitesi’ne burslu girerek ilk profesyonel şiirlerini oradaki öğrenci gazetesinde yayımladı. Bu sırada kendisi gibi şair olan Ted Hughes’la tanıştı. Bir süre sonra onunla olan ilişkisini evlilikle taçlandıran genç kadın, önce Boston’a ardından da Londra’ya yerleşti. Başta her şey güzel gidiyordu fakat tutkulu günler çabuk bitince maalesef ki Sylvia’nın kıskançlık krizleri ortaya çıktı. Zamanla evlilik dayanılmaz bir noktaya geldi ve ünlü yazar boşanma kararı aldı. 

Sylvia Plath, iki çocuğuyla beraber kendisine müstakil bir ev kiraladı. Çok zor ve yaralayıcı bir dönemden geçiyordu. Halihazırda var olan hastalığı bu sarsıcı boşanma süreci nedeniyle daha da ağırlaşırken, hayatı tam anlamıyla içinden çıkılamayan berbat bir kabusa dönüşmüştü. Bütün bu keşmekeşle başa çıkmakta zorlanıyordu. En nihayetinde Sylvia’nın hassas kalbi bu duruma daha fazla dayanamadı ve tarihler 11 Şubat 1963’ü gösterirken, ikinci katta uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra odalarının kapılarını kapattı; ardından alt kata indi ve gazı sonuna kadar açıp kafasını fırına sokarak intihar etti. Oldurduğu veya olduramadığı her ne varsa arkasında bırakıp, 30 yaşında olduğu sırada hayata veda etti. Ondan geriye ise yalnızca yazdıkları kaldı.

(Sylvia Plath ve eserleri hakkında daha fazla detay öğrenmek istiyorsanız buraya tıklayabilirsiniz.)

 

7) BOYUNAYIM

Ama enine olmayı tercih ederdim.
Ben kökünü toprağa batırmış bir ağaç değilim
Taşları ve o ana sevgisini emen
Bu yüzden büyüyemiyorum parlak yapraklara her nisan,
Bir çiçek tarhının güzelliği de olamadım ne yazık ki
Sanki özenle boyanmış ve kendi payına düşen hayranlarını kabul eder gibi,
Pek yakında bütün yapraklarından birer birer döküleceğini bilmeden.
Benimle karşılaştırılırsa, ölümsüz sayılır bir ağaç
Ve bir çiçek o kadar uzun boylu değildir belki, ama kalkışmanın anlamını bilir,
Bense ömrünü bir ağacın, cesaretini istiyorum bir çiçeğin.

Bu gece, yıldızların o sonsuz incelikte ışıkları altında,
Ağaçlarla çiçekler serin kokularını serperlerken havaya.
Aralarında yürüdüm, hiçbiri farkıma varmadan.
Uykuya dalmadan düşünürüm de bazen
Ben de onlar gibiyim aslında –
Düşüncelerim bulanır sonra.
Uzanıp yatmak, daha doğal geliyor bana.
Sınırı olmayan sohbet yürürlüğe girdiği zaman, gökle aramızda.
Ve son kez uzanıp yattığımda bir gün ben asıl o zaman yararlı olacağım:
O gün ağaçlar bana bir kez olsun dokunabilecek ve benimle ilgilenecek vakti olacak çiçeklerin

 

6) ADAY

Önce, istediğimiz gibi biri misiniz bakalım?
Takma gözün,
Takma dişlerin, koltuk değneğin,
Askın, çengelin,
Takma göğüslerin

Ya da bir eksiğin olduğunu gösteren dikişlerin
Var mı?
Yok mu?
Öyleyse ne verebiliriz sana?
Ağlama.
Aç elini.
Boş mu? -Boş. Al sana onu dolduracak,

Çay getirecek,
Baş ağrılarını geçirecek ve ne dersen yapacak
Bir el.
Evlenir misin?
Garantisi var,

Kapar açık kalmışsa gözlerin
Ve eriyip gider kederinden.
Yeni bir parti çıkarmak üzereyiz tuzdan.
Bakıyorum çırılçıplaksın.
Bu elbiseye ne dersin—

Siyah ve sert biraz, ama iyi oturdu üzerine.
Evlenir misin?
Su geçirmez, dayanıklı her şeye, ateşe,
Damı delip geçen bombaya.
İnan bana, bunun içinde gömerler seni mezara.

Kafana gelince, kusura bakma ama kafan boş.
Tam sana göre biri var elimde.
Gel şekerim, çık dolaptan.
Evet, ne dersin buna?
Kağıt gibi bembeyaz başlangıçta,

Ama yirmi beş yılda gümüş,
Altın olur elli yılda.
Canlı bir bebek neresinden baksan.
Dikiş diker, yemek yapar,
Konuşur, konuşur, konuşur.

Çalışır durumda, hiçbir eksiği yok.
Açılmış yaran varsa, yara lapası.
Gözün varsa, bir görüntü gözüne.
Evlat, bu senin için son kurtuluş fırsatı.
Evlenir misin, evlenir misin, evlenir misin?

 

5) ÖLÜM

Ölüm çok güzel olmalı,
Yumuşak, kahverengi toprakta yatmak,
Birinin başının üzerinde çimlerin dalgalanması ve sessizliği dinlemek.
Dünün olmaması ve yarının olmaması.
Zamanı unutmak, hayatı affetmek, barışta olmak…

 

4) PANTER

İzimi süren bir panter var:
Bir gün beni öldürecek olan…

…Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum,
Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum
…O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor,
Mutlak bir adaklığa zorluyor…

…Panter merdivende
Yukarı çıkıyor.

 

3) AYNA

Gümüşüm ve doğruyum. Önyargılarım yok
Gördüğüm her şeyi yutuveririm bir anda
Olduğu gibi, aşkın veya nefretin sisiyle kaplı değilim
Zalim değilim, içtenim yalnızca
Küçük bir tanrının gözüyüm, dört köşeli.
Çoğu zaman karşı duvarın üzerinde düşüncelere dalarım
Pembedir duvar, benekli. Öyle uzun zaman baktım ki ona
Kalbimin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Fakat titriyor.
Yüzler ve karanlık ayırıyor bizi tekrar tekrar
Şimdi bir gölüm. Bir kadın eğiliyor üzerime,
Erimimi arıyor gerçekte ne olduğunu anlamak için
Sonra bu yalancılara dönüyor, mumlara veya aya.
Sırtını görüyorum ve sadakatle yansıtıyorum sırtını
Gözyaşlarıyla ve bir el hareketiyle ödüllendiriyor beni
Önemliyim onun için. Geliyor, gidiyor.
Her sabah onun yüzü alıyor karanlığın yerini
İçimde genç bir kızı boğdu ve içimde yaşlı bir kadın
Havalanıyor ona doğru günden güne, korkunç bir balık gibi.

 

2) AŞK MEKTUBU

Kolay değil ifade etmek yaptığın değişikliği.
Eğer hayattaysam şimdi, o halde ölmüştüm,
Gerçi, bir taş gibi, ondan etkilenmeden,
Durmuştum alışkanlık olduğu üzere.
Bir parmak bile öteye çekmedin beni, hayır –
Ne de bıraktın benim küçük çıplak gözüm ilişsin diye
Göğe doğru yeniden, umutsuzca, kuşkusuz,
Kavrayarak maviliği ya da yıldızları.

Bu değildi o. Uyudum, de ki: bir yılan
Gizlenmiş siyah kayaların arasında siyah bir kaya gibi
Kışın beyaz boşluğunda –
Komşularım gibi, mükemmelce biçimlenmiş
Milyonlarca yanakların benim bazalt yanaklarımı
Eritmek için her an konmasından
Hiç zevk almayarak. Gözyaşlarına dönüştüler,
Cansız mizaçlara ağlaşan meleklere,
Fakat ikna edemediler beni. Dondu o gözyaşları.
Her ölü kafada buzdan bir miğfer siperliği vardı.

Ve uyumayı sürdürdüm kıvrık bir parmak gibi.
İlk gördüğüm şey temiz havaydı
Ve şebnemde yükselen sarmaş dolaş damlalardı
Ruhlar misali şeffaf. Sık ve ifadesizce
Yatıyordu etrafta bir sürü taş.
Bilmiyordum onu neye kullanacağımı.
Parıldadım, fare adımlarıyla tırmandım ve saçıldım
Dökmek için kendimi bir sıvı misali
Kuş ayakları ve bitki gövdeleri arasında.
Kandırılmamıştım. Biliyordum seni hemencecik.

Ağaç ve taş ışıldadı, gölgesiz.
Parmak uzunluğum cam misali şeffaflaştı.
Mart sürgünü gibi tomurcuklanmaya başladım.
Bir kol ve bir bacak ve kol, bir bacak.

Taştan buluta, derken yükseldim.
Şimdi andırırım bir çeşit tanrıyı
Yüzerek havanın arasından ruh vardiyamda
Bir buz tabla misali temiz. Bir armağandır bu.

 

1) DELİ KIZIN AŞK ŞARKISI

Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi;
Açarım göz kapaklarımı ve doğar her şey yeniden.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

Yıldızlar vals yaparlar, kırmızı ve mavi
Ve keyfi bir siyahlık dörtnal peşinden:
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.

Düşledim büyüyle beni yatağa çektiğini
Ve çılgınca öptüğünü, delice şarkı söylediğini.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

Devrilir gökten Tanrı, solar cehennem ateşleri:

Melek ve Şeytan’ın adamları çeker giderken:

Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.

Hayal ettim söylediğin yoldan döneceğini,
Fakat yaşlandım, artık unuttum ismini.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

Bir fırtına kuşunu sevmeliydim seveceğime seni;
Hiç değilse baharda göğü şenlendirir gelirdi.
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

 

 

 

 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın