1903 yılında Hindistan’da dünyaya gelen İngiliz yazar George Orwell, İngiltere Eton College’de eğitim aldı. 1922-1927 yılları arasında Hindistan’da İmparatorluk Polisi olarak görev yaparken yaşadıkları ve gördükleri sebebiyle kendisine hem politik bir duruş hem de edebi bir üslup edindi.
Sömürge memurlarının gerçek yüzüne bizzat şahit olduktan sonra istifasını verdi ve 1950’de “Bir Fili Vurmak” isimli kitabını yayımlayarak imparatorluğa ve memurlara ağır eleştiriler yöneltti. Ona bugünkü ününü kazandıran ise “Hayvan Çiftliği” ve “1984” isimli kitapları oldu. Çünkü bu kitaplar; II.Dünya Savaşı ve savaş sonrası ortaya çıkan totaliter rejimlerin halk üzerinde bir hayli etkili olduğu bir dönemde basıldı. Orwell, kaleme aldığı eserleriyle beraber kendi çağının çok ötesine geçerek tüm dünyanın tanıdığı zamansız bir yazar haline geldi.
(George Orwell kitaplarının hangi sırayla okunması gerektiğini öğrenmek istiyorsanız buraya tıklayabilirsiniz.)

Peki nedir Orwell’ı bu kadar özel kılan şey?
O; kurguladığı distopik ve metaforik evrenler sayesinde, bugün hala daha ayakta olan baskıcı rejimlerin birer prototipini çıkarmasından ötürü okuyucusunu çok tanıdık bir yerden yakalıyor. 100 yıl önce yaşamış bir yazar olarak 100 yıl sonrasına dahi taşan fikirleriyle evrensel bir külte dönüşmesinin yanı sıra, her devrin entelektüeli olabileceğini de sık sık hissettiriyor.
Özellikle “Hayvan Çiftliği”nde yarattığı kurgu, günümüz iktidarlarının nasıl “Biz de sizdeniz” edebiyatıyla başa geldiğini ve sonrasında verdiği bütün sözleri unutup halkına nasıl yabancılaşabildiğini gözler önüne seriyor. Nitekim George Orwell’ın SSCB yönetimi ve komünizme olan karşıtlığı nedeniyle yazdığı cümleler, bugünkü pek çok devletin oligarşik idare biçimine bir tablet gibi uyuyor. Mağdur olup isyan eden bir grup, o grubu kendinden görüp iktidara taşıyan bir halk ve gücü ele geçirir geçirmez eleştirdiği kitleye dönüşerek halkı dışlayan bir yönetim! Çünkü; “Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar daha eşittir.”

Peki Orwell neden rahatsız edici?
George Orwell, her ne kadar yöneticilere karşı oldukça sert ve sarsıcı eleştiriler yapıp takdirimizi kazansa da baskı altına alınan ve yok sayılan insanların basiretini bağlayıp iradesini kırması nedeniyle de bizi aynı oranda rahatsız ediyor. Evet pek çok tespitini haklı buluyor ve içimizden “Vay be!” diyoruz. Fakat halka biçtiği pasif rolü beğenmiyoruz. Çünkü onun yarattığı karakterler fazlasıyla ürkek ve sessiz. Hatta yavaş yavaş tüm değiştirilmiş gerçeği kabul ederek korkunun ne derece etkili bir sindirme yöntemi olduğunun kanıtı gibi ortalıkta dolaşıyorlar.
Orwell onlara bir direnme mekanizması sunmuyor. Bir çözüm üretmiyor. Aksine var olan alışkanlıklarını devam ettirmeleri ve konfor alanlarından çıkmamaları için hem fiziksel hem de psikolojik şiddet düzeyini arttırdıkça arttırıyor. Bir noktadan sonra karakterlerin hiçbir şekilde hiçbir şeyi sorgulamadıklarına, yalnızca düzene uyum sağladıklarına şahit oluyoruz. Keza fikir üretmek bir yana dursun, kimi zaman sırf dikkat çekmemek adına totaliter yöneticilerden bile daha totaliter davranabiliyorlar. Bu da zamanla içinde bulundukları sisteme farkında olmadan adapte olmalarını sağlıyor. Bu nedenle George Orwell’ı rahatsız edici kılan şey salt bize anlattığı dünya değil, aslında karakterlerine empoze ettiği o tuhaf bakış açısı.

Eserlerinde olanları ve olabilecekleri güzelce işleyen Orwell’ın en büyük eksikliği de işte buradan kaynaklanıyor. Ne yazık ki kurguladığı insanların içi fazlasıyla boş. Ayağa kalkma yetisinden yoksun, verilen görevi putu belleyecek kadar düşkün ve ne istediğini bile bilemeyecek kadar amaçsızlar. Günü veya ayı doldurmak için öylesine yaşayan bu Orwell insanları, topyekün bir mücadele yerine yılgınlığa özendirerek hiçbir çıkış olmadığı anlayışını aşılıyorlar.
Pek tabii ki bu durumun sebebinin I. ve II.Dünya Savaşlarını bizzat yaşayan Orwell’ın içinde bulunduğu umutsuz ruh hali olduğunu biliyoruz. Biliyoruz ama yine de eleştirmekten geri duramıyoruz. 20. yüzyılın en önemli yazarlarından birisi olarak keşke kalbinde biraz daha umut barındırıp o tarifsiz zekasıyla kendi dönemine de bu döneme de yol gösterseydi diyoruz.








Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın