Günlük Cinayetlerin Romanı: Malina - Ingeborg Bachmann

Günlük Cinayetlerin Romanı: Malina - Ingeborg Bachmann
5 Beğen
0 Yorum

 

Malina’yı iki yıl önce okumuştum ama Bachmann ile anlaşamamıştık o zaman. Yanlış bir zamanda okuyup haksızlık ettiğime inanıyordum ve bir ara yine okurum diye rafa kaldırmıştım. ‘’Hayat kısa, kitap çok’’ mevzusu yüzünden kitaba geri dönemeyeceğimi de içten içe biliyordum. Fakat evrenin planlarından habersizdim, meğer Malina benim tarafımdan ikinci kez okunması gerekiyormuş. Bu sene katıldığım bir kitap kulübü sayesinde, kitaplıkta çok daha uzun bir süre beklemekten kurtuldu Malina… Hera Okuma Kulübü’ne üye olmadan önce okunacak kitapların listesine bakıp Malina’yı fark etmiştim ve bu kez hakkını verebilirim belki diye kulübe katılmıştım. Hayatımda ilk kez bir kitap kulübüne üye oldum ve Malina’yı okuduğum ay, kulübün en iyi toplantısını gerçekleştirdik. Kulübü de sevgili arkadaşlarım Burak Görün ve Güzel Zeynep Tunçok modere ediyor. Türk edebiyatını Güzel Zeynep, yabancı edebiyatı da Burak yönetiyor. Yıl boyunca okuyacağımız kitaplar belli ve sadece kadın yazarları okuyoruz. Son yıllarda kadın edebiyata ağırlık vermeye çalıştığım için kulübümüz ve okuduğumuz kitaplar çok hoşuma gidiyor.

 

 

Adı olmayan bir kadın, kadının sevdiği bir adam Ivan ve gerçek mi hayal mi emin olamadığımız Malina… Kitabın başlığı bile gerçek olup olmadığını bilemediğimiz erkek bir karakterin adını taşıyor. Çünkü yazar, kadın varoluşunu değil yok oluşunu ele alıyor ve sistem tarafından ötekileştirilen kadın algısını göstermek istiyor okurlarına. Yarattığı özgün ve eksiksiz dille gerçekleştiriyor bunu, hiçbir kitapta görmediğim farklı bir anlatım tarzı var üstelik. Ve tüm bunlar her satırda ve sayfada ölümle ilişkilendiriliyor. Zaten kitabın çıkış yolunun bir amacı da bu; Bachmann’ın ‘’Ölüm Türleri’’ başlığı altında yazmak istediği bir dizi romanın ilk adımı Malina. Fakat tamamlayabildiği tek kısım da bu kitap.

 

 

Oldukça dağınık bir anlatının içine çekilip okudum bu romanı, hatta ortada bir kurgu ve olay örgüsü var mı diye emin olmaya çalışmadım. Yalnızca akışa bıraktım kendimi. Derinlerden gelen ve gittikçe yoğunlaşan yakıcı bir his eşliğinde çevirdim sayfaları. Kadın da yanıyordu sanki, o yok oluşuna sürüklenirken ben de tıpkı onun gibi kasvete boğuldum, buhranlardan buhran beğendim. İnsanın içini parça parça eden bir kitap ve parçalı bilinç akışıyla çok daha etkileyici oluyor. Bu nedenlerle olsa gerek, okunması kolay bir kitap değil. Çünkü o kadın gibi; ya yanıyorsunuz, ya donuyorsunuz, ya da boğuluyorsunuz. Dünyanın ve kahrolası düzenin acımasız gerçekleriyle yüzleşmek ve o zamandan bu zamana bile hâlâ değişmeyen olguların içinde bulunduğumuzu fark etmek, özellikle bir kadın olarak çok daha zor bir okuma deneyimi yaşatıyor insana.

 

 

Malina’yı bitirdikten sonra -ben mi onu bitirdim, yoksa o mu beni?- 1991 yapımı film uyarlamasını izledim ve bayıldım. Kadının maruz kaldığı her şey; yaşadığı kasvetin ve buhranın tasvirleri mükemmel bir şekilde yansıyor ekrana. Tabii ki benim için kitap daha önde ve öncelikli ama izlediğim en sadık uyarlamalardan biriydi.

 

 

Malina’yı okurken adını bilmediğim ama sarıp sarmalamak istediğim bu kadının, ruhen ve yavaş yavaş öldürüldüğüne tanık olmak çok sarstı beni. İçinde bulunduğumuz modern toplumdaki patriyarkanın uygulamaktan çekinmediği küçük ama etkisi büyük cinayetlerin insanı nasıl bir yıkıma sürüklediğini biliyoruz. Ama yalnızca ruhen değil, kadınlar gerçekten öldürülüyor. Biricik yaşamları ellerinden alınıyor. Her gün binlerce kadın katlediliyor. Neredeyse her gün yeni bir kadın cinayeti haberine uyanıyoruz.

Sayfalar arasında ilerledikçe, kadının yaşantısında normal olmayan unsurlarla henüz çocukken tanıştığını görmek hikâyenin en hüzünlü noktasıydı. Faşist bir babanın etrafa saçtığı kısır bir döngünün içine hapsedilmek, hayata bir sıfır geriden başlamakla aynı şey. Gördüğü rüyalar, kafasındaki gelgitler, sevgiye dair beklentileri, sürekli çabaladığı halde boşlukta süzülmesi gibi durumlara şahit olmak çaresizce. 

Tüm bunlara rağmen çok etkilendim ve çok sevdiğim bir kitap oldu, her ay gerçekleşen kulüp toplantımızın en can alıcı saatlerini yaşadık Malina sayesinde; duygulandık, farklı düşüncelerin arasında kaybolduk. Arkadaşlarımın Malina’ya olan bakışları, fikirleri muhteşemdi. Birlikte paylaşım halinde olarak ve kitabı uzun uzadıya değerlendirerek Bachmann’a hakkını vermeye çalıştık. 

 

 

Malina’nın altyapısında birbirinden farklı felsefe akımlarına dayanan noktalar ve oluşumlar bulunuyor, bunların hepsi hakkında dolu dolu bir bilgiye sahip değilim fakat yazarın anlatmak istediklerinin bana ulaştığını anlayabiliyorum. Kitapta neyin tek gerçek olduğunu bilemiyorum, belki kadın yok ve diğer her şey var. Bu ve bunun gibi her şey, teori olabilir. Mühim olan şey ise anlatının içindeki duygu ve düşüncelerin bana geçmiş olması. Daldan dala atlamadan eserin sunduklarıyla yetindim ve beklentilere de girmeden sona ulaştım. Sona gelmek için de çabalamadım, kitabı bütünüyle özümsemek istedim yalnızca. Hayatımın belli dönemlerinde de tekrar ve tekrar okumak istediğim bir kitap olacak Malina. Kulübüm bana Malina için ikinci şansı verdi, emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Özellikle de Burak’a çok sevgiler ve sonsuz teşekkürler, beni kulübüne aldı ve harika bir sunumla toplantıya giriş yaptı. Hep beraber unutulmaz bir akşam yaşadık o gün.

Ahmet Cemal'in ''Malina, ya da Günlük Cinayetlerin Romanı'' adlı başlıklı yazısını kitabı bitirdikten sonra okudum ve bayıldım. Çevirisini yaptığı Malina'yı öyle güzel detaylarla sunmuş ki... Gerçekten muhteşem bir çeviri ve emek söz konusu romanda. 

Malina'yı Mart ayında okumuş ve yorumlamıştık. O sırada biz hep birlikte Malina'yı okumaya hazırlanırken kitabın özel baskısı yayınlandı. Yapı Kredi Yayınları'nın ''Malina – Ingeborg Bachmann 100 Yaşında'' baskısı çok güzel olmuş. Kitaplığımızda bulunmasını çok istiyorum bir gün, bayıldım çünkü. 

 

 

Kadın edebiyatı odaklı bir bilinçle hareket ettiğimiz kulübümüzde Malina’yı okumasak olmazdı. Hangi dönemde yazılmış olursa olsun, kadın anlatıları hep güncel kalmayı başarıyor ve evrenselliğini koruyor. ''Malina'' da onlardan biri, çok iyilerinden biri hatta. Dünyanın her yerinde kadınlar aynı şeylere maruz kalıyor veya aynı şeylere tanık oluyor. Çocukluğumuzdan beri bu bilinçle yaşıyoruz. Edebiyatın içinde kendimizi bulmak, ortak sorunlarımızı anlatan ve bunları özgün bir dille yansıtan kadın yazarların eserlerini okumak olağanüstü bir deneyim. İyi ki kadın yazarlar var, iyi ki kadın edebiyatı var.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Başka kitap yorumlarımda buluşmak dileğiyle, sevgiler!

 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın