Kurbağa Prens'le Amerikan Edebiyatı Kulübü'müzün bu ayki seçkisi olan Idaho’yu okudum ve bayıldım. Sevgili dostum Burak’ın seçkileri ve kitap önerileri sayesinde yine müthiş bir kitapla tanışmanın mutluluğunu yaşıyorum. Kulübümüzün en iyi kitabını okuduğumu düşünüyorum, diğerlerini de çok sevmiştim ama bu kitap bir başkaydı. Bu akşam da Book Love'da toplantımız var, Idaho’yu konuşmak için çok heyecanlıyım. Kulübümüzün ilk kitabı Kurtların Tarihi’ni andırdı birçok yönden, fakat ondan çok daha iyi bir anlatı sunuyor Idaho. Kurtların Tarihi'ni sevdiyseniz bu kitabı da sevmemeniz için hiçbir neden yok.

Kuzey Idaho’nun ıssız bir dağında yaşayan Ann ve Wade ile başlıyor roman. Wade’in ikinci evliliği bu. Ann onunla evlendiğinde yalnızca Wade’e sahip olmuyor; hastalığı, kederi, kayıpları ve yasıyla da yaşamak zorunda. Fakat tüm bunları yaşamak onun için bir zorunluluk değil, derin bir bağ kurmasının ilk nedenlerinden biri hatta. Wade’in babasının soyundan gelecek olan hastalığı bekleyişleri ve bu erken bunamanın ilk kıvılcımlarıyla mücadele etmeye çalışırlarken, Ann’in geçmişe dair arayışında adım adım trajedinin izlerine sürüklendim.
1973’ten 2025’e kadar uzanan bu hikâyede anlatının 2004’te başlaması ve bir sonraki bölümde neyle karşılaşacağımı bilmemek, her anlamda tekinsiz bir atmosfere çekildiğimi hissettirdi. Yıllara dağılan bölümlerin her birinde bir sonraki paragrafta bile ne okuyacağımı tahmin edemedim hiç. Böyle baktığımızda sanki bir gerilim romanıymış gibi ama değil. Çünkü gerilim türündeki bir romandan çok daha fazlasını ele alan bir kitap Idaho.
Wade’in ilk evliliği Jenny ile… Birbirlerini çok seven ve sakin bir yaşam sürmek isteyen bu çift, dağ başında yalnızlarken iki kızları oluyor sonra. June ve May. Harika bir gün ve kamyonlarına binip odun toplamaya gidiyorlar. Çocuklar yanlarında, Wade ve Jenny yorulup dinlendiklerinde felaket bir an yaşanıyor. Kızlardan biri ölüyor, biri kayboluyor. Jenny hapse giriyor ve Wade verdiği acı kayıplarla tek başına kalıyor.

Kitabın başlarında tüm karakterlerin hayatını etkileyecek bir facia yaşanıyor ve bu eylemden sonra onların bu yıkımla nasıl başa çıkmaya çalıştıklarını, hikâyelerinin nasıl ilerleyeceğine tanık oldum. Geçmişe, şimdiye ve geleceğe değinen ve bunlar arasında zikzaklar çizen bu anlatıda, nedenlere değil de nasıllara odaklanmak hayatın anlamına dair umut dolu bir okuma yolculuğu yaşattı bana. Çok kasvetliydi, heyecanlıydı ve bazı yerlerde meraktan öldüm, evet. Ama kitabın anlatısı bu gerilimden beslenmiyor aslında, ne yaşarsak yaşayalım ve ne yaparsak yapalım, hatalarımızla, günahlarımızla, her şeyimizle biz insanız ve bir şekilde hayat devam ediyor. Affetmenin, merhametin, hatta dostluğun kıvılcımlarıyla örülü bir roman bu. Hiçbir karakterin boşu boşuna var edilmediği, detayları ve parçaları bir araya getirdiğimizde bir bütün oluşturan, ince nüanslarla ve metaforlarla dolu bir roman okudum yani.
Anılar ve yaşadıklarımız bizim kimliğimiz, bunları kaybettiğimizde neye dönüşürüz? Zaman, bellek ve bilinç üzerine yazılmış muhteşem bir kitap Idaho. Kocasının zihni parça pınçık olmaya ve saldırganlaşmaya devam ettikçe, Ann’in ondan ve geçmişinden yakalamaya çalıştıklarıyla yetinmek hiç kolay değildi. Sayfaları çevirdikçe yaşadığım hislerin tarifini anlatmak pek mümkün değil. Okuyup o hisleri yaşamak lazım… 2017 yılında yazılan Idaho, iki yıl sonra yazarına Dublin Edebiyat Ödülü’nü kazandırıyor. Muazzam bir başarı çünkü Ruskovich’in ilk romanı. Öyküleri de varmış, umarım dilimize kazandırılır. Bu arada Idaho’nun çevirisi çok güzeldi, Lale Akalın’ın emeklerine sağlık. Bu harika kitapla tanışmamı sağlayan sevgili dostum Burak'a çok teşekkür ediyorum. Onun gibi nitelikli bir okurun tavsiyelerini deneyimlediğim için çok şanslıyım.

Son olarak, dün izleyip bayıldığım mükemmel bir söyleşi videosu ekliyorum buraya. Kitabına bayıldım, Emily Ruskovich’e daha çok bayıldım. Nasıl tatlı bir kadın, kitabından bahsederken gözleri doluyor. Duygu dolu anlarla izledim söyleşiyi. Idaho için kendi hayatından, ailesinden ve daha birçok şeyden esinlenmiş. Çoğu yazarın ilk romanları hep otobiyografik olur zaten, belki bu sayede daha çok etkilendim. Kızının adı da June bu arada, şok oldum. Yarattığı karakterlerle kurduğu bağ çok özel, konuşmasında bunu hissetmek harikaydı. Romanıyla ilgili birçok detay veriyor, onlar da söyleşiye kalsın.
" target="_blank" rel="noopener">
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Başka kitap yorumlarımda buluşmak dileğiyle, sevgiler!








Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın